Vatan, Uğrunda Can Veren Varsa Vatandır…

Vatan, Uğrunda Can Veren Varsa Vatandır…

Sene 1877. Aylardan Kasım. Ruslar Erzurum’a kadar geldiler. Kasıp kavuran dondurucu soğuğa rağmen, kalplerde alev alev yanan vatanı müdafaa etmek sevgisi var. Aziziye tabyalarına giren Ruslar’a karşı Erzurum’lu kadın, erkek, çocuk ve ihtiyarlardan meydana gelen gönüllüler ordusu, Türk’ün tarihine başka bir milletin harp tarihinde, eşi bulunmayan çok şanlı bir savaş yazdılar.

Tarihe altın harflerle yazılan bu savaşta, Türk kadını asırlardır teriyle yoğurduğu, yurt toprağını kanıyla sulayarak asaletini göstermiş, vatan müdafaasında aşılmaz bir kale olduğunu bir defa daha ispatlamıştı.

Erzurum’un kalesinde müdafaa için hazırlanan Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya gelen güngörmüş yaşlı ihtiyarlar şunları söylediler: “Vatan ve millet uğrunda, kanlarımızın son damlasına kadar savaşmaya hazırız, birbiri üzerine yığılacak şehitlerimizle, ikinci bir kale meydana getireceğiz. Bütün aile ve çocuklarımızla bu asil gayenin önünde öleceğiz. Ama bu şehri bırakmayacağız.”

Yiğit dadaşların, bu sözleri karşısında gözleri yaşaran Ahmed Muhtar Paşa, düşmanı muhakkak yeneceklerini söyleyerek yaralı kalplerine su serpti.

Kasım ayının 22. gecesi sabaha iki saat kala Top Dağı’nda bulunan Aziziye Tabyası’nda ateş başladı ve hemen yayıldı. Erzurum ayağa kalkmıştı. Ortalık ağarırken İç-kale Ayazpaşa Mahallesi’ndeki caminin müezzini seksen yaşındaki Hacı Abdullah minareye çıkarak, düşmanın Aziziye istihkâmına girdiğini, eli silah tutan herkesin, düşman üzerine yürümesini, bütün gücüyle söyledi.

Diğer minarelerden de halk teşvik edilince, silahıyla, kazmasıyla, yabasıyla herkes Aziziye istihkâmına doğru akmaya başladı. Gözü yaşlı analar: “Haydi yiğitlerim, haydi ağalarım, sizin gibi dadaşlara kurban olayım. Şu düşmanın hakkından gelin, bizi ayaklar altında çiğnetmeyin! Analarınız sizi bu gün için doğurdu” diyerek sel gibi akan kalabalığı teşvik ediyordu.

Asker ve halk Aziziye Tabyası’na varmıştı. Çocuğundan, kadınından, erinden yer yer şehit ve yaralılar çoğalmıştı. Ama buna rağmen yavrusunun şehit düştüğüne bakmayarak kurşun sıkmaya devam eden gözü yaşlı analar, beride anasının düşman kurşunu ile kanayan kalbini sarmadan ileriye atılan yiğit yavrular, daha ötede, dedesinin, ağabeyinin, emmisinin yaralarını sarmaya çalışan genç kızlar görülüyordu. Tabya’da saatlerce süren kanlı boğuşma neticesinde Rus askerleri binlerce ölü ve yaralı bırakarak selâmeti kaçmakta buldu. (Osmanlı Tarihî Ansiklopedisi, c. 1; s. 181)

Rusların teslim teklifine kesinlikte “HAYIR” diyen müşir Ahmed Muhtar Paşa, bütün Erzurumluları şehri savunmaya çağırmıştı. 9 Kasım 1887 günü şahlanan Erzurumlular ellerinde satırlar, sopalar, tırpanlar, kazmalar olduğu halde, Aziziye tabyasına yürüyerek kanlı bir savaştan sonra, Rusları Erzurum’dan kovmuşlardı. Böylelikle Türk tarihinin en büyük ve en manalı zaferlerinden biri Aziziye Tabyası’nda kazanılmıştı.

Sâdık Dânâ, İslam Kahramanları-2, s.166- Erkam Yayınları