Tevekkül her işte Allah'ü Teala'ya tam inanmak ve güvenmektir. Tevekkülün mahalli kalbdir. Yani tevekkül bir kalb işidir. Zahirde, tedbirini almak, kalbin tevekkülüne mani değildir. Takdir Allah'ü Teala'dandır. Bir şey zorlaşırsa gene O'nun takdiri iledir. Bütün kullara gereken, ancak Allah'ı mabud tanımaktır. O'na tam manasıyla iman ve itimat etmektir. Mal, mansıb, akıl, makam ve evlada itimat ve tevekkül her zaman iyi netice vermez. Çünkü bunlar da, ayrıca onları halk eden ve rızıklarını tekeffül eden Allah'a muhtaçtırlar. Hadîs'de varid olmuştur ki:
- Yeryüzünde ekili hiç bir ekin, ağaçlarda bitmiş hiçbir meyve yoktur ki üzerine.
"BismilIahirrahmannirrahim, bu filan oğlu filanın rızkıdır" diye yazılı olmasın.
İbadetlerin efdalı, tevekkül makamında tevekkülü tam yapmak, fena makamında fenayı tam yapmak, rıza makamında da rızayı tam yapmaktır. Bütün ibadetlere bu minval üzere devam edilmelidir. Lakin hakikatte ibadet, adetleri terk, nefse muhalefet, mücahedelere devam, Allah'ın gayrılarından yani masivadan kesilmektir. Kul böylece ibadet makamından ubudiyet makamına vasıl olmalıdır. Bu da ancak tevhidin kemaliyle hasıl olur. Tevhidin kemali de ibadetlere ve her an ve her yerde zikrullaha devamla elde edilir. (Tunus ve Hûd Süreleri Tefsiri, Mahmud Sami Ramazanoğlu)
Tevekkülün hakikati masivadan havf ve recayı atıp ancak Allah'a güvenmektir, dayanmaktır. Kul olarak tedbirini aldıktan sonra her türlü sebepleri bırakıp, asıl sebeplerin sahibini müşahede bahrinde (denizinde) mustağrak olmaktır.
Bazı büyükler, tevekkülün tarifinde: Tevekkül, kalbin Kadir-i Mutlak Celle Celalühü haz-retlerinin muhabbetiyle dopdolu bulunup gayrisini unutmasıdır. Ne nefsinde, ne gayrisinde bir nebze kudret görmeyip, gassal elinde meyyit gibi hükmü ezelîye münkad olmaktır, denilmiştir.
RIZIK VE TEVEKKÜL
Hazreti Şah Suca Kirmanî kuddise sirruh hazretlerinin bir kızı vardı. Kirman Padişahı onunla evlenmek diledi.
- Üç gün mühlet verin, ondan sonra cevap veririm, dedi. Ve şeyh birer birer mescid ve ha-nigahları gezdi. Bir derviş bulup kızını ona vermek için. Mescidde bir yiğidi namaz kılar gördü. Namazdan fariğ olunca Şeyh Efendi:
- Ey oğul evin var mıdır?
- Yok.
- Kız alır mısın?
- Bana kim kız verir, üç akçam vardır.
- Üç akçanın birini ekmeğe, birini ete, ve birini havuca ver.
Ve o saat kızını ona verdi. Ve ol gece teslim eyledi. Şeyh'in kızı yiğid katına geldi. Bir bardak üstünde bir parça kuru ekmek olduğunu görünce kız:
- Bu ekmek nedir? diye sordu. Yiğit:
- Geceden kaldı. Kız:
- Dünkü rızkı veren Allah, bugün vermez mi idi ki, yarına ekmek gizledin? Atam beni bir tevekkül ehline verdim demişti. Meğer öyle bir kişiye vermiş ki, rızık için Allah'a inanmaz imiş.
EVLİYANIN ÜÇ HASLETİ
Senl bin Abdullah -et Tüsteri k.s. buyurur:
- Tevekkül ehline Hak Teala üç nesne vere:
1. Keşf-i gayb
2. Müşahede
3. Kurb-u Hakk
Yahya bin Muaz kuddise sirruh buyurur:
- Üç haslet evliya sıfatıdır:
1. Allah'a tevekkül,
2. Allah'dan gayrıdan bîniyaz olmak.
3. Kanaat eylemek.
Hamdün Kassar kuddise sirruh tevekkülü şöyle tarif ediyor:
- Tevekkül odur ki, bin dirhem borcun olsa, ve bir pulun (kuruşun) olmasa anı ödemeye Hakk'tan ümidini kesmeye.
Tevekkül: Hakka yüz tutmak ve halktan ümidini kesmektir.
Abdulkadir Geylanî kuddise sirruh buyuruyor:
- Önceleri geçimini sağlamak, kimseye muhtaç olmamak için, behemehal, bir meslek, bir iş sahibi olman gerekir. Ta ki imanın kuvvetlensin.
Bir müddet mesleğinde ve işinde, çalışıp kazanarak, geçimini sağladın ve bunda sebat ettin mi, aziz ve celil olan Allah, seni tevekküle ulaştırır, böylece sebepsiz olarak da senin geçimini sağlar.
Ey rızık ve geçim sebebiyle Allah'a şirk koşan kişi! Eğer tevekkül ile yemenin zevkini tatmış olsaydın, Allah'a şirk koşmaz, ona tevekkül ederek ve ona dayanarak kapısında otururdun. Ben şu iki şeyin dışında rızık temin etmek diye bir şey bilmiyorum:
1. Sıkı sıkıya şeriata dayanmakla beraber, çalışıp didinerek kazanmak.
2. Tevekkül yoluyla elde etmek. Her ikisi de çalışmada esastır. Yazık sana ki Allahü Teala'dan utanmadan çalışmayı terk edip, insanlardan dileniyorsun. Çalışarak kazanmak, işin başlangıcıdır. Tevekkül ise, sonudur. Ben, sende işin ne başlangıcını ne de sonunu görebiliyorum. Yani senin, ne işin evvelinde, doğru dürüst çalıştığın var, ne de sonunda tevekkülün.
Sebebler bidayettedir, işin başlangıcıdır. İlk devrelerde sebeplere baş vurulabilir. Esas mü-sebbib (sebebleri halkeden) ise nihayettedir (sondadır). Nihayette ise behemehal Allah'a dayanmak, O'na tevekkül etmek gerekir. İşin henüz başlangıcında olan sebebi arar, tıpkı henüz yuvadaki bir kuş yavrusu gibi. O, henüz yuvada iken anasını ve babasını bekler. Ta ki kendisine yiyecek getirsinler. Büyüyüp, yuvadan uçunca ise artık kendini onlardan müstağni addeder. Kendi gücü ve mahareti ile tek başına yiyecek arar, temin eder.
Acaba sizin içinizden biri, kendine ve diğer insanlara güvenip dayanmadan, sırf Allahü Teala'ya tevekkül ederek ve O'na güvenip dayanarak bir lokma yemek yedi mi?
Sen, müslüman, mü'min, kat'i sarsılmaz iman sahibi, tevhid ehli olduğunu nasıl iddia edebilirsin? Ancak kendi gücüne, kuvvetine ve sebeplere dayanıp güveniyorsun. Allah'a tevekkülü, Allah'a güvenmeyi, aklının ucundan bile geçirmiyorsun. Gene buyuruyor:
Allah'a vasıl olmak iki çeşittir. Bunlardan biri, umumî vasıl olma şeklidir. Diğeri de hususi vasıl olma şeklidir. Umumi olanı, ölümden sonra Allah'a vasıl olmaktır. Hususî olanı ise, nadir (pek az) sayıda kişilerin kalbinin daha ölmeden önce Allah'ü Teala'ya vasıl olmalarıdır. Bunlar, nefislerinin hevaî arzularına karşı gelerek onunla mücahede edenler ve zarar ve fayda konularında insanlara asla paye ayırmayıp yalnız Allah'a güvenen ve O'na tevekkül edenlerdir. Bu mücahede bir müddet devam edince, nasıl ki avam tabakasından olanlar öldükten sonra Allah'a vasıl oluyorlarsa, tıpkı onlar gibi, bunlar da daha hayatta iken kalben Allah'a vasıl olurlar. Kim ki bu mertebeye ererse, onun kadri yükselir, kendisine imani bir istikrar ve inşirah (iç genişliği, iç ferahlığı) gelir. Allah'tan mükaleme ve ünsiyet gelir.
Hususi vasıl olma hususuna gelince:
Öyle zaman olur ki, Allah'ü Teala'nın sevdiği bazı ihlaslı kulları, hiç nefis mücahedesi yapmadan, şeyhinin bir nazarı ile bir anda bu sonsuzluk alemine göç ederler, dalarlar. Ancak bu nadirin nadiri, azın da azıdır. Bu onlara, Rablerinin istisnaî bir ikramıdır. Bu tecelliye mazhariyet, milyonda bir kişiye bile nasib olmaz.
Muhterem Üstazım Mahmud Sami Ramazanoğlu kuddise sirruh hazretleri, o yüce veliler zümresinde idi.
Bu nasıl olur? diyenlere
Cevaben deriz ki:
Allah her şeye kadirdir.
ALLAH'A GÜVEN
Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh'un pek kıymetli sohbetlerinden:
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki:
- Kim insanların en şereflisi olmak isterse, Allah'tan korksun. Kim ki insanların en güçlüsü olmak isterse Allah'a tevekkül etsin, Allah'a dayansın. Kim de insanların en zengini olmak isterse, kendi elindekinden çok, Allah'ın nezdindekine bel bağlasın...
Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri şöyle buyurur:
-"... Şüphesiz sizin Allah katında en şerefliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. " (Hucurat, 13)
Takva sahibi olmak ve Allah'dan korkmak şerefliliktir. Korkan ve takva sahibi olan kişi şerefli insandır. Allah'a isyan etmek ise hakirlik ve zelilliktir.
Kim ki Allah'ın dininde kuvvetli olmayı dilerse, aziz ve celil olan Allah'a tevekkül etsin, O'na güvensin, O'na dayansın. Zira hiç şüphe yok ki Tevekkül, kalbi düzeltir, kuvvetlendirir, ahlaken güzelleştirir, doğruya sevkeder ve hayret verici şeyleri gösterir. Parana, puluna ve sebeblere asla güvenme dayanma. Zira böyle bir hal seni acze düşürür, za'fa götürür. Allah'ü Teala ve Tekaddes hazretlerine tevekkül et, O'na güven, O'na dayan. Zira hiç şüphe yok ki O seni takviye eder. Sana yardım eder, lütuflarda bulunur. Hiç hesaba katmadığın cihetlerden sana kapıları açar ve kalbine güç kuvvet verir.
Allah'ü Teala, senin kalbinde kendinden başkasını görmeyi sevmez.
Kim ki hem dünyada, hem de ahirette zenginliği severse, fanilerden değil, yalnız Allah'dan korksun. Onu bırakıp başkalarının kapısına gitmekten utansın.
Sen ey şaşkın kişi! Elindekine güvenip dayanırsın ki o her an elinden gitmeye maruzdur. Allah'ü Teala'ya karşı tevekkülü, dayanmayı nasıl terk edebilirsin? O hiç zeval bulmaz. Her daim hazır ve nazırdır. Senin O'na tevekkül etmen, tam zenginliktir. O'ndan başkasına güvenip dayanman ise külliyen fakirliktir. (Fethür'r-Rabbanî Tercümesi, Kırkbirinci sohbet)
ALLAH'I GÖZET Kİ
Abdullah ibn Abbas radıyallahü anh buyurmuştur ki:
- Bir gün Nebiyyi ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin terkisinde idim. Buyurdular ki:
- Evlad! sana bir kaç söz belleteyim. Allah'ı yani emri-nehyi O'nun emirlerini ve yasaklarını gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste. Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar, el birliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah'ın sana yazdığından fazla bir şey bağışlayamazlar. Keza yaratılmışların tümü, elbirliğiyle sana bir zarar vermek isteseler, Allah'ın sana takdir ettiği ziyandan fazlasını yapamazlar. Kalem işleri hitama erip kaldırılmış, sahifeler de üzerindeki yazılar da tamam olup kurumuştur." (Tırmizi)
Tirmizi'den, başkasının rivayetine göre şöyle buyurulmuştur:
- Allah'ı gözet ki, onu yanında bulasın. Geniş zamanında Allah'a kendini sevdir ki, O da seni sıkıntı zamanında tanısın(sevsin). Bilmiş ol ki takdiri İlahi'ye göre başına gelmeyecek olan şeyin sana isabet edeceği yoktur. Ve sana isabet edecek olan şeyden de senin kurtulacağın yoktur.
Bilmiş ol ki Allah'ın yardımı sabır ile, kalbin sıkıntısı da, kederlerle beraberdir. Her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. (Ashabı Kiram, Abdullah bin Abbas R.A.)
Bu hadis-i şeriflerde, bir kulun, daima her îşin Kadir-i Mutlak, Vahidü'l-Kahhar hazretlerinin Yed'inde yani izn-i ilahisinde olduğunu bilmesine, ve ona göre her hal ve hareketini, tanzim ve tevekkül üzere bulunmasına işaret vardır. Kul, her varlığın, yegane sahibinin Allah Teala ve Tekaddes hazretleri olduğunu tam idrak ederse, insanların ne mevkide olurlarsa olsun, birer aciz zavallılar zümresi olduğunu ve ellerinde mahdud bir selahiyetten başka bir kuvvetleri olmadığını anlar. En yakınlarına hatta çoluk çocuğuna dahi bel bağlamaz. Malına, şöhretine güvenmez. Her şeyin Hak Celle ve Ala'nın yardımı ile tecelli ettiğini bilir, yaradanına karşı, bilgisi, bağlılığı, sevgisi, teslimiyet ve tevekkülü artar. Yaratılmışlardan hiç bir şey beklemez hale gelir. Gene her sıkıntının sabırla sona ereceğini ve her darlığın sonunda da bir genişlik, ferahlık olduğunu bilir.
ABDULKADİR GEYLANÎ'NİN DUASI
Gavsü'1-Azam, Kutbu'r-Rabbanî Abdulkadir Geylanî kuddise sirruh hazretlerinin aşağıdaki duası ile konumuzu sonuçlandıyoruz:
- Allah'ım bizi bize döndür. Bizi kapında durdur. Allah'ım bizi, senin için, sende ve seninle eyle. Bizi sana hizmetle bahtiyar eyle. Almamız da vermemiz de senin için olsun. İçimizi senden başkasının sevgisine mekân olmaktan temizle, nehyettiğin yerleri bize gösterme. Emrettiğin yerlerde bizi, bize kaybettirme. Zahirimizi (dışımızı) sana masiyetten (günah işlemekten), batınımızı (içimizi) da şirkten koru. Bizi nefislerimizin elinden al, kurtar, sana ulaştır. Bütün fiil ve hareketlerimiz yalnız senin için olsun. Yalnız sana güvenelim, sana dayanalım. Senden başkasına asla güvenmeyelim, dayanmayalım. Senden gafil olma bedbahtlığından bizi uyandır. Bizi, sana taat, ibadet, ve münacat elbiseleri ile giydir. Kalplerimize ve özlerimize sana yakınlık zevkini tattır. Nasıl ki gök ile yer arasını ayırdı isen, günahlarla bizim aramızı da aynen öylece ayır. Bizi günahlardan uzak tut. Nasıl ki gözün siyahı ile beyazının arasını bir birîne yakın etti isen, aynen onun gibi, bizi de sana kulluğa, sana taate yakin et. Günahlarla bizim aramızı aç. Tıpkı, sana masiyet bahsinde, Yusuf aleyhisselam ile Züleyha'nın arasını açtığın gibi.
Allahım! Bizi gaflet uykusundan uyandır. Bizim kimimizi, kimimizden faydalandır. Bizi yalnız kendinle meşgul eyle. Taki nefislerimiz ıslah olsun. Nefislerimize sana gelen yolu göster. Ömrümüzün kalan kısmını, senin yolunda meşguliyetle geçirelim! Amin. (61. Sohbet)
RESÛLULLAH'IN TEVEKKÜLÜ
Resulü ekrem efendimizin sireti okunduğu zaman O'nun hayatında en amansız felaketler, en inatçı ve en çetin musibetlere uğradığı halde ömründe zerre kadar korku, endişe veya ümitsizlik göstermediği görülür. Sevgili peygamberimiz Mekke'de yalnız ve himayesiz yaşadığı, birçok felaketlere uğradığı, Uhud ve Huneyn Gazaları esnasında en korkunç tehlikelerle karşılaştığı zaman aynı irade kuvvetini, aynı sarsılmaz azmi göstermişti. Amcaları Ebu Talib O'na, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerine, bu davadan vazgeçmesini söylediği zaman:
- Amca!.. Yalnız kalacağımı düşünme. Hakk yalnız kalmaz. Bir gün gelir Arablar da Arab olmayanlar da onu kabul eder, buyurmuşlardı. Bir gün Ashab'dan birine:
- Yemin ederim ki, bu dinin kemal mertebesine varacağı gün çok yakındır. O zaman, gönüllerde Allah korkusundan başka korku kalmayacaktır, buyurmuşlardır. (Buhari)
Hicret esnasında Kureyş, onu öldürmeyi kararlaştırmıştı. Evi muhasara edilen, Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, son derece sükunetle hareket ederek Hazreti Ali'yi yerine bırakmış, ona geceyi yatağında geçirmesini emretmişlerdi.
O gece, o yatak, işlenmesi planlanan bir cinayete sahne olacaktı. Hazreti Ali radıyallahü anh, büyük bir teslimiyetle, bu emri yerine getiriyordu. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem de ölüm yatağını gül bahçesine çevirmeye kadir, olan Cenab-ı Hakk'a itimat ediyor ve gözü arkada kalmadan emin olarak ayrılıyorlardı.
Evleri düşmanlar tarafından muhasara edilmiş olan Allah'ın Resulü sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Rabbı'nın emrine boyun eğerek ve O'na tevekkül ederek, kendisinin Hak Peygamber oluşunu tasdik eden Yasin Suresi'nin ilk ayetlerini okuyarak devlethanelerinden ayrılmışlardı.
Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem'in yolculuk boyunca devam eden mütevekkil tavırları, mağaradaki teslimiyetleri, kendilerini takip eden Suraka bin Cu'şum'a karşı tutumları, O'nun Allah'ü Teala ve Tekaddes hazretlerine tevekkül ve itimadını gösteren en kuvvetli delillerdir.
Peygamberimiz sallalahü aleyhi ve sellem Necid Gazası'ndan dönerken ashab radıyallahü anhüm hazeratı ile birlikte bir ağacın gölgesinde istirahat ederlerken, yorgunluktan hepsi uyuyakalmışlardı. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin kılıcı ağacın üzerinde asılı idi. Bu esnada oradan geçmekte olan bir bedevi bu vaziyetten istifade ederek, Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellemi öldürmek istemiş, Allah'ın Resulü uyandıklarında, bedevinin kılıcı ile üzerine doğru yürüdüğünü görmüşlerdi.
Bedevi haykırarak:
- Seni benim elimden şimdi kim kurtarabilir? dedi.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem:
- Allah! deyince bedevinin elindeki kılıç yere düşmüştü. İşte O sallallahü aleyhi ve sellemin Allah'a olan tevekkül ve itimadı. (Buhari; Müslim, Zekai Konrapa / Peygamberimiz)