ZİKİR BİR İMAN ÖLÇÜSÜDÜR
Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı dar geçimdir, ve biz onu kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz. Artık o zaman o; "Kalbim! beni niçin kör haşretdin? Halbuki ben hakikaten görüyordum," deyecektir. Allah da şöyle buyuracak:" Öyledir. Sana ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. İşte bugün de öylece unutulursun". (Taha:124-1S6)
Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz buyurur:
- Rabbı olan Allah Teâlâ hazretlerini zikreden kimse ile, zikretmeyen kimsenin misali hayy ile meyyit (ölü ile diri) misalidir.
Muhterem Üstaz Hazretleri de; konuşmalarını en çok zikir üzerinde yaparlardı. Bilhassa yukarıdaki ayet-i kerîmeyi ve hadîs-i şerifi hemen hemen her gün tekrar ederlerdi.
Hak Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin yukarıdaki ayet-i kerimede, kendisinin azametlerini idrak edemeyip de anlamayan, ve unutan kimseye karşı ne kadar şiddetli muamele yapacağı görülüyor, anlaşılıyor.
Yukarıdaki hadis-i şarifde de:
Zikir ehlinin manen diri, zikirden nasibi olmayanın da manen ölü mesabesinde olduğuna işaret ediliyor. Aradaki mühim zıt farkı tebarüz ettiriyorlar.
Zikir nimeti Halik Teâlâ hazretlerinin sevdiği kulları üzerine bahşetmiş olduğu en büyük nimetidir, bunun fevkinde bir lütuf, ikram tasavvur edilemez.
Zikir mühim bir aşk ve iman ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte her anda zikreder, anmamaktan yapamaz. Mecazi sevgilerde bile böyledir. Züleyha validemizin, Hazret-i Yusuf aleyhisselam'a karşı olan derin aşkını hepimiz biliriz. Saraydan çıkarıldığında yedi deve yükü mücevherata sahibdi. Ama o ziynetler onu tatmin etmiyordu. Kim Yusufdan bir haber getirirse o baha yetmez mücevherlerden veriyordu; Öyle bir hale gelmişti ki her şeyi Yusuf diye görüyor, her sesi Yusuf diye duyuyordu. Neyi varsa vere vere hepsini bitirdi. Buna rağmen Yusuf'a olan aşkı arttı.
İnsan daima Allah a mükellefdir. Rabbını anmakla değerlendirmelidir. Seven sevdiğini çok zikreder, ara zikreder. Zîkrullah kalbin nuru, Zikre devam edenin kalbi mamul
Hayli zaman sonra Cenab-ı Hakkın emri ile evlendiler, iki de yavruları oldu. Çok mes'ud idiler. Nihayet Züleyha'nın mecazi sevgisi, aşk-ı ilahîden nasibini aldı, kendisini Rabbısının zikrine sevgisine o kadar vermiş idi. Allah'dan başka her şeyi unuttu, gözünde Yusuf bile silindi. Yusuf kendisini gece yatağa çağırsa gündüze, gündüz çağırsa geceye atardı.
ZİKRULLAH VE İNSAN
Bir kalbe aşk-ı ilahî girerse, o gönülde Allah zikrinden başka hiç bir şey kalmaz, hepsi yok olur. Evvelce geçirilen büyük mecazi aşklar bile
Bizler bir kul olarak,bize her şeyi karşılıksız bağışlayan, nimetlerini tâdât edemeyeceğimiz, mun'im-i hakikimiz Allah Teâlâ ve tekaddes hazretlerini can-u gönülden, her an anmamamıza imkan olabilir mi? Bizim bu anmamız da gene O'nun keremi ve inayetiyledir.
İnsan daima Allahü Teâlâyı anmakla vazifelidir, mükellefdir. Dilini, bilhassa kalbini Rabbini anmakla değerlendirmelidir.
Cenab-ı Hak insanı mükerrem kıldı. Ne bakımdan? Koyun gibi yemesi, içmesi, uyuması yönünden mi? Hayır ruhaniyeti itibariyle yüce eyledi, kendine halife kıldı.
Akl-ı selim sahibi olan, Allahü Teâlâ'nın bu büyük iltifatına karşı daimi olarak hamd edecek, şükredecekdir ve büyük bir edeb ve tazimle kulluk vazifesini îfaya himmet edecek ve bir an zikrullahdan mahrum kalmamağa sa'yü gayret edecekdir. Zikrullaha vasıl olan her şeye kavuşmuşdur. Zikrullahdan mahrum olan da her şeyi kaybetmişdir.
Zikrullaha nail olan Allah'a kavuşmuşdur. O yüce nimeti tadamıyan ancak kısırda kal-mışdır.
Kim Cenab-ı Hakkı kalben daimi olarak anabiliyorsa, o ikana, yani kuvvetli imana sahib olmuşdur. Rabb-ı Teâlâ'yı büyük aşkla sevmiştir. Zikir hali devam etdikçe, manevi yollar açılmış, perdeler, hicablar kalkmıştır.
Zikrullah kalbin nuru, ruhun huzuru gönlün cilası, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mamur, fiil ve ahlakı güzel, ruhu sevinçli olur.
Zikrullaha devam eden, şen şakrak olur, hiç bir keder onda barınamaz. Zikrullaha devam edenler, dünyacılarla fazla ülfet etmezler, çünkü gafillerle ülfet etmek kalbe kasavet verir.
Kalb mademki nazargah-ı ilahîdir, onu muhafaza etmek için çok dikkatli ve zeki olmak gerekir. Dalma salih, maneviyatlı kimselerle ülfet etmek, onların meclislerinde bulunmak lazımdır.
ZİKRULLAH VE NEFSİN MAKAMLARI
Büyük tazimle Zikrullaha devam etdikçe letaifler açılır, zikir hali sıra ile letaiflerde görülür, daha tekamül ederse bütün sadrı istila eder. Daha da gayret sarfedllirse nefse, oradan da bütün cesede intikal eder. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radıye, Marzıye halleri görülür.
Mutmainne makamı: Velayet-i suğradır. Radıyye, Mardıyye makamı bazı kullarda görülür.
Kalbler de beş kısma ayrılmışdır.
Ölü kalb: Münkir kalbidir ve inkardadır. Buna hiç bir şey işittiremezsin, kör ve sağır gibidir. (Nemi: 80)
Hasta kalb: "Onların kalblerinde kötü hastalıklar vardır. Allah da yalan söylemeleri dolayısıyla hastalıklarını artırmışdır." (Bakara: 10)
Gafil kalb: İbadetlerin bir kısmını yaparlar, bir kısmını yapamazlar. Ahlakî durumları da tam inkişaf etmemiş gafil insanların kalbi.
Zakir kalb: Allah'ın zikriyle ve nuruyla nurlanmış kalbdir.
Diri kalb: Evliyaullah, ashab ve kibar-ı ehlullahın kalbleri.
AYET VE HADİSLARDE ZİKRULLAH
Zikrin faziletlerini bildiren ayet-i kerimeler:
- Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.
- Allah'ı, çok zikret, ve gece gündüz onu tesbih et.
- Allah'ı nefsinde, içinde huşu' ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gafillerden olma.
- İman edenlerin kalbleri ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur. Kaibler ancak Cenab-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.
- Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmakdan korur. Allah'ı anmak en büyük ibadetdır.
- Allah'ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur halde taat ve ibadet eden kimseler, Allah'ın rahmet ve mağfiretine nail olurlar.
Kudsî hadis-i şerifler:
- Ey Adem oğlu beni dille zikret ki, ben de seni rızamla zikredeyim.
Beni kalbinle zikret ki ben de likamla seni zikredeyim. Kendini alçaltarak, küçülterek beni an ki! ben de seni yükselterek anayım.
- Ey Adem oğlu, beni zikretmenle bol nimete erer ve benimle sevinirsin, için açılır.
- Ey Adem oğlu, beni isteyen ve arayan bulur. Beni bulan bana hizmet eder. Bana hizmet eden beni zikreder. Beni zikredeni de ben anarım ve onun sevgilisi olurum.
Sallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurur:
- Allah'ı zikretmeyi seveni, Allah da sever.
- Allah'ı zikredenin kalbinden şeytan kaçar, etmeyeninkine girer.
- Allah'ı zikretmekten üstün bir ibadet olamaz.
- Her kim Sabah namazını cemaatle kılıp, güneş doğuncaya kadar zikirle meşgul olur, iki rekat namaz kılarsa onun için bir hac sevabı vardır.
- La ilahe illallah diyenin kalbinden perde kalkar. \
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurur: (Ebu'd-Derda R.anhdan)
- Ey ümmet ve ashabım! Size amellerinizin en hayırlısını Allah yolunda amellerimizin en temizini, derecelerinizin en yükseğini, altın ve gümüş sadaka vermekden ve düşmanlarınızla karşılaşıp sizin onların boyunlarını ve onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından (cihaddan) daha hayırlı olanı haber vereyim mi?
Sahabe sordu:
- Nedir o ey Allah'ın Rasûlü? Rasûl-i Ekrem Efendimiz buyurdu:
- Devamlı Allah'ı zikretmek.
Allahü Teâlâ buyurur kudsi hadis-:
- Kim benim zikrimle meşgul olur ve bu meşguliyet yüzünden benden bir şey istemeğe vakit bulamazsa, ben ona isteyenlere verdiğimden daha fazîletlisini veririm.
- Kulum beni, kendi nefsinde anarsa ben de onu kendi nefsimde anarım. Topluluk içinde anarsa, ben de onun topluluğundan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Benim yoluma girerse, ben ona sür'atle icabet ederim.
- Beni andığı ve dudakları benimle hareket etdiği sürece ben kulumla beraberim.
- Adem oğlu kendisinin Allah'ın azabından kurtaracak, zikirden daha üstün bir amel işlemedi.
Ashab-ı kiram -radıyallahü anhüm- sordular:
- Allah yolunda cihad da mı ey Allah'ın Rasûlü?
Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Evet Allah yolunda cihad da!... Ancak kılıcı (silahı) çekersin kırılıncaya kadar dövüşürsün; sonra gene çekersin kırılıncaya kadar gene dövüşürsün; sonra çekersin kırılıncaya kadar gene dövüşürsün, îşte ancak bu, ondan üstündür.