İmam Buhârî -kuddise sirruh- buyurur ki:
Bize ulaşan haberler arasındadır ki, Allah Teâlâ Cibril -aleyhisselâm-’a vahyedip buyurdu:
– Ey Cibril, eğer seni dünyaya gönderip, oranın halkından kılsa idim ne yapardın?
Cibril -aleyhisselâm- cevâben:
– Benim hâlimi benden iyi bilirsin Rabbım, ancak ben ehl-i dünyadan olsa idim, şu üç amele gayret gösterdim.
Birincisi: Aile sahibi olup da onların nafakası hususunda darlık çekenlere yardım ederdim.
İkincisi: Onların ayıplarını ve günahlarını, senden başkasının görmemesi için örtmeyi kendime şiâr edinirdim.
Üçüncüsü: Susuzlara su vermekle meşgul olurdum, buyurmuştur.
* * *
Bir kula sevgi kâsenden ne kadar içirirsen, o Seni o derece sever.
Demek ki bir kul için Seni sevmek farz oldu.
Ne mutlu o kişiye ki, Seni sevdi ve bu ihsan edilen sevginin kıymetini bildi, değerlendirdi.
Ancak Senin sevdiğin kullar kemâle erdi. Onların gönüllerinden her türlü dünya ve ukbâ zevkleri çıktı.
Dolayısıyla sevdikleri tek oldu. Teki seven de her murada erdi. Onlar o tek ummanına daldılar. Kalblerini gönüllerini hep O tek işgal etti.
Böyle olunca, kalbde tek Allah Teâlâ’nın sevgisi istikrar buldu ve o gönül pek kıymetli bir deryâ, bir hazine oldu.
Yâ Rab! Bizi de sevgi nîmetinden mahrûm eyleme, her şey Senin sevginle yeşerir, canlanır, kuvvet bulur.
Bu sevgi, şevk, aşk hâline dönüştüğü zaman sahibini sarhoş eder, çünkü kendi aradan çıkmış, sevdiğiyle var olmuştur. Kendi aradan çıktığında ise, Rabbü’l-âlemîn hazretlerinin yani Senin her türlü ikram ve ihsanına nâil olmuştur.
Yâ Rab! Sevdiklerini sevdir. Başta Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz hazretlerini sevdirdiğin gibi sevilmeye lâyık olan her dostunu sevdir. Sırasıyla bütün ehl-i beytin, ashâb-ı kirâm hazerâtının, hülâsa islâmiyeti seven ve ona hizmet edenlerin bilâ istisna, hepsinin ayaklarının tozu eyle!
Sevmek ne güzeldir.
Sevememek ise nasipsizliktir.
Seven kabuktan çıkar, özün malı olur.
Yâ Rab! Senin sayende, seni seviyoruz.
Yine senin sayende, sevdiklerini seviyoruz.
Yine senin sayende seni sevenleri seviyoruz.
Yine senin sayende seni sevenleri, sevenleri seviyoruz.
Yâ Rab! Seni sevenler, her ne kadar gönüllerinden mâsivâyı çıkarmış iseler de, bilâ istisna ölçüsünde olmak şartıyla her şeyi severler, fakat bu sevgi Sana olan sevgilerine mâni değildir, çünkü her şeyi sevmeleri, Senin sevginin, artıklarıdır, cüzleridir.
Senin sevginden zuhûr eden her hâl kemâl bulur tam köz hâline dönüştüğünde sahibinde, gürültü, patırtıdan eser ve dış emraz kalmaz. Onun yerini sükûnet huzur, alır. Bu aranılan zikir hâlinin nihâyetidir.
Yâ Rab! Bizleri sevdiklerin ile hemdem eyle, onlardan ayırma! Onların yanı cennet, uzağı ise cehennemdir.
Bizleri onlardan ayırma ki, onların nûrundan doya doya içelim.
Ancak Senin rızâna, Sana tam kulluk etmekle erişilir.
Kulluğun şartı da, bahşettiğin sevgi ve istikâmetle emirlerine harfiyen uymak, yasaklarından sakınmaktır.
Altınoluk Sohbetleri-2, Musa Topbaş, s. 185-190