Ebû’s-Suûd bin Ebû’l-Aşâir’in bir dostuna nasihati:
Ey kardeşim, Allah Teâlâ seni, o muvahhidlerden eylesin ki onların katında şirk yoktur.
Böyleleri öyle nezih kimselerdir ki, zahmetin onlara göre lafı olmaz.
Öyle sadakat sahibidirler ki, şer onlara yakın değildir. Onlar daima Hakk’ı anarlar, hem de kolaylıkla.
Her hal ü kârda uysaldırlar. Nefislerine göre icâd, onlarda olmayan şeydir.
Hele nefse şefkat, onlarda böyle bir şey olmaz, dînî ahkam onlara göre daima tercihlidir.
Onlar zahiddir. Hakk’ın zâtından başkasına meyilleri yokdur.
Onlar için münazaa değil, rızâ vardır. Halka merhamet ederler, onlarda sertlik yoktur.
İşleri halka nasihattir ama yapmacıktan değil.
Sanki Hak Teâlâdan çekinme onlar içindir. Hakk’ın azameti, onların gözü önündedir.
Ey kardeşim! Yine senin için Cenab-ı Hak’tan dilerim ki, seni taatına devam edenlerden eylesin!
Ki bunları yalnız, yüce Mevlâ’nın rızâsı sevindirir, nefsin hoşnutluğu değil.
Hem bunlar rûhen Allah Teâlâ’ya teslim olmuşlardır. Bunlar, öyle olmuşlardır ki, kin ve yersiz öfke kendilerinde yokdur.
Daima Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem’i isterler ve ona uyarlar. Onun bütün ashabına merhametle kucak açarlar. Onun yakınlarına karşı sevgi duyarlar. Geçmişteki büyük zatların faziletini kabul ederler.
Su-i zan, yani kötü niyet beslemek, bunlardan pek uzaktır. Bilhassa, imân sahiblerine, yani Allah’a peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına ve âhiret gününe inananlar için.
Bunlarda kötü düşünce ne gezer? Şefkat ve merhametten gayrisi bunlarda ne arar?
Dünya süsü bunlar için önemli değildir. Bunlar için ne dünyanın azizi aziz ne zengini hakiki zengindir, ne de sultanı sultan.
Dünyadan bir şeyler koparmaya çalışanlara ve koparıp aldıktan sonra sevinçle sarılanlara acırlar. Sebebine gelince, bilirler ki dünyanın hiçbirşeyi onunla kalmayacak, önünde sonunda ayrılık mukadder.
Onlar, taksim edilen miktara inanırlar, kendilerine taksim edilen şeyin mutlaka geleceğini bilirler.Hele bu hususda bir keder, gam onlara hiç yakın değildir.
Hiç bir mahlukdan korkuları yokdur. Ahlâk cihetinden o kadar ileri gitmişlerdir ki, kendilerinde yaramaz huy kalmamıştır. Kötü nefislerini, muhalefet ede ede, yokluğa mahkûm etmişlerdir.
Kezâ kullara da Allah Teâlâ’yı sevdirmeye çalışırlar. Ama taatına koşturarak, nimetlerini itiraf ettirerek, kusurlarından özür dileyerek, bilhassa Hakka hizmetde devam ettirerek.
İşte ey kardeşim, bunlardan olmanı dilerim. Allah Teâlâ bunları öyle kılmıştır ki, elleri halkın malına uzanmaz. Elleri dilleri, halka eziyetten pek uzaktır.
Durum böyle olunca; Müslümanlar onlarla oldukça rahat yaşarlar. Kötülüğe, kötülükle karşılık vermezler, affedip geçerler. İşte bütün temennim, niyazım, senin de bunlardan biri olman içindir. Allah Teâlâ nasib eylesin? Amin, Allah’ım amin!»
İmam-ı Şa’ranî buyurmuştur ki:
– Zâten bütün velîlerin sözleri ahlâkîdir. Ama bu kadar şümullüsünü hiç bir yerde görmedim. Kezâ, Seyyidim Ahmed Rıfâî hazretlerinin hareketleri de ahlâki yönden pek değerlidir” buyurmuşdur. Allah Teâlâ ikisinden de razı olsun!..
Ebû’s-Suûd bin Ebû’l-Aşâir hazretlerinin pek kıymetli sözleriyle mevzuumuzu tamamlıyoruz. Buyuruyorlar ki:
– Sen olasın, Mevlâ’dan gafil olmayasın ve O’na hakiki kulluk edesin!
İbâdetin zahirine dalıp, dış şekilleri ile uğraşırken, ibâdetde gaye olan, zatî varlığı unutur olmayasın.
Altınoluk Sohbetleri-5, Sâdık Dânâ, s. 84-86