Namaz hakkında ayet-i kerîmelerin bazılarının mealleri:
- O Allah'dan korkanlar, gayba iman ederler. Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. (Bakara, 3)
- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz. (Nisa, 162)
- Beni bulunduğum her yerde insanlara yararlı kıldı. Hayatım boyunca namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti. (Meryem, 31)
- Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp-saçılması gibi, açılıp-saçılmayın. Namaz kılın, zekat verin, Allah'a ve peygamberine itaat edin. Ey peygamber ailesi, şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz yapmak ister. (Ahzab, 33)
- O mü'minler ki, namazlarında tevazu ve korku sahibidirler. (Mü'minun, 2)
- Onlar ki namazlarına gereği üzere devam ederler. (mü'minun, 9)
- Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda hemen Allah'ın zikri olan namaza koşun, alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (Cum'a, 9)
- Namaz kılındıktan sonra, yeryüzüne dağılıp, Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çokça anın ki, kurtuluşa eresiniz. (Cum'a, 10)
- Namazlarını layıkıyla kılanlar müstesnadır. Evet işte onlar cennetlerde ağırlanacak kimselerdir. (Mearic, 34,35)
- Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Hakka eğilerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur. (Beyyine, 5)
Rasûl ü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
Farz olan namaz bir teraziye benzer. Doğru tartan kazanır. (Namazını hakkıyla eda eden mükafatını görür.)
- Kim güzelce abdestini alır, rükûları ve secdeleri tam yaparak huşu ile vaktinde namazını kılarsa, o namaz bembeyaz, parıl parıl bir şekilde göğe yükselir ve sahibine şöyle der:
Sen nasıl beni geçirmedin, vaktinde kılarak korudun ise Allah da seni korusun!
Kim ki abdestini güzel almaz, rükûlarını ve secdelerini Huşu ile yapıp, vaktinde namazını eda etmezse, onun namazı da simsiyah zifiri karanlık halinde göğe çıkarak şöyle der:
Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!
Allah'ın dilediği zaman gelince bu türlü namazlar, bir eski paçavra gibi dürülüp sarılarak sahibinin suratına çarpılır.
- Namaz huşu'dan (yani tevazu'dan) ibarettir.
- Kimin ki kıldığı namaz, onu kötülüklerden uzaklaştırmıyorsa, onun bu namazı kendisini Allah'dan uzaklaştrmaktan başka bir şey yapmaz.
- Nice namaz için ayakda duranlar vardır ki, kendilerine yorgunlukdan başka bir şey kalmaz.
- Cennette Efyah (geniş manasına gelir) denen bir ırmak vardır, içinde huriler bulunur. Allah onları zaferandan yaratmışdır. İnci ve yakut daneleri ile oynarlar. Yetmiş bin lisanla Allah'ı tesbih ederler. Sesleri Davûd aleyhisselam'ın sesinden daha güzeldir. Bu huriler şöyle derler:
Biz, namazını huşu ile ve kalb huzuru ile kılanlar içiniz. (Hazreti Ammar radıyallahu anh-dan)
Namaz kılanlar içinde öyle adam vardır ki namazı (huzurla) tam kılar. Onlardan namazı yarım kılan, çeyrek kılan, beşte bir, altıda bir, yedide bir, sekizde bir, onda bir kılan da vardır. (Ramûz-el-Ehadis)
Rabia b. Ka'b radıyallahu anh anlatır:
Bütün gün Rasûlullah sallallahü aleyhi ve selleme hizmet ediyordum. O kadar ki, Rasûlullah yatsı namazını kılıp evine girdikten sonra bile, belki bir ihtiyacı olur diye, kapısında durur, oturur, onun "Sübhanellahi ve bihamdihi" dediğini duyardım. Böylece orada uyuyup kalırdım. Ya da bir ihtiyacının olmadığını anlayarak giderdim. Bir gün kendisine hizmetimden dolayı bana:
Ya Rabia b. Ka'b, iste, istediğini vereceğim" buyurdu.
Düşüneyim, sana bildiririm ya Rasûlallah" dedim. Kendi kendime: Dünya geçicidir, yok olup gidecektir. Benim dünyada yeteri kadar servetim ve gelirim vardır, diye düşündüm. Allah yanında bir mevkii olduğuna göre, Rasûlullah'dan ahiret için bir şey isteyeyim, dedim. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin huzurlarına geldim:
Ne yaptın ya Rabia? dedi.
Ya Rasûlallah! Rabbımın beni cehennemden azad etmesi için bana şefaat etmeni istiyorum, dedim.
Bunu sana kim öğretti ya Rabia? buyurdu.
Seni hak din ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, kimse öğretmedi. Sen bana: iste istediğini vereceğim demiştin. Senin Allah kalında bir merteben olduğuna göre, kendi kendime: Dünyanın geçici ve fani, benimse dünyada yeteri kadar gelirim olduğunu düşündüm. Senden ahiretim için bir şey isteyeyim dedim, diye mukabele edince, uzunca bir müddet sükut etti. Sonra bana:
"- Peki yapayım, fakat çok namaz kılmak suretiyle sen de bana yerdımcı ol" buyurdu.
Diğer bir rivayette de şöyledir: Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ile beraber geceledim. Abdest suyunu da diğer ihtiyaçlarını da temin ediyordum. Bana:
- İste benden" dedi. Ben de:
- Cennette arkadaşın olmak isterim, dedim.
- Başka?" buyurdu:
- Sadece bu " deyince
- Öyle ise, bana arkadaş olabilmek için sen de çok namaz kılmak suretiyle bana yardımcı ol, buyurdu. (Hadislerle Müslümanlık. M. Yusuf Kandehlevi)
Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular. Muhammed oğlu Ca'fer babasından o da ceddinden nakleder.
Namaz, Allahü Teala ve tekaddes hazretlerinin rızasına bir vesîledir. Melekleri sevmektir, peygamberlerin bir ahlakı bir adetidir. Namaz, marifetin nuru, imanın esasıdır. Namaz duaya icabettir. Amellerin kabulüdür. Namaz rızıkda bereketdir. Bedenler için bir rahatdır. Düşmanlara karşı bir silahdır. Şeytanın keyfini kaçırmaktır. Namaz, onu kılanla ölüm meleği (Azrail) arasında bir şefaatçidir. Namaz, onu kılanın kabrinde bir kandil, yanında bir döşek, münker-nekir melekle-rinin sorularına bir cevab, kıyamete kadar kabrinde kendisine bir arkadaşdır. Kıyamet günü olunca ise, onu kılanın üstünde bir gölge, başında bir taç, bedeninde bir elbise, önünde giden bir nur, cehennem ile arasında bir perde. Şanı mübarek ve yüce olan Allah'ın huzurunda mü'minler için bir senet, iyi amellerin ağır gelmesi için bir ağırlık, sıratı geçmeğe bir vasıta, cennet kapılarının açılması için bir anahtar olur. Zira muhakkak ki namaz bir tesbihdir, bir tahmiddir, bir takdistir, bir tazimdir, bir kıraetdir, bir duadır. Ve yine şurası muhakkaktır ki, bütün amellerin en şereflisi vaktinde kılınan namazdır.
İşte bu sayılan değerler, hepsi namaz kılanlara bir müjdedir. Bizlere düşen kıldığımız namazın kıymetini takdir etmek olmalıdır. Çünkü namaz her türlü ibadeti içine alan ve Hakk Teala ve tekaddes hazretlerinin rızasını almak hususunda en güzel vasıtadır.
Danyal aleyhisselam Ümmet-i Muhammed'i överek şöyle demiştir: (Katade'den)
-Ümmet-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) öyle namaz kılar ki, eğer o namazı Nuh'un kavmi kılmış olsaydı, tufan olmaz, onlar da suda boğulmazlardı.
Eğer Ad kavmi kılmış olsaydı, onların üzerine o öldürücü kasırga gönderilmezdi.
Semud kavmi kılmış olsaydı, onlan o elim azab yakalamazdı.
Danyal aleyihsselam'ın bu sözlerini nakleddikten sonra Katade der ki:
- Namaza sarılınız! Namaza ehemmiyet veriniz! Namazlarınızı tam vaktinde ve dosdoğru kılınız! Zira namaz, müminlerin güzel bir ahlakıdır.
Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır.
Hazretî Ali radıyallahu anh, bir gün Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimize
- Bize beş vakit namazın farzını, sünnetini ve adabını söyle, bunun kerameti, hürmeti nedir? buyurunuz da işitelim, dedi.
Rasul'u Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdular:
Namaz Hakk celle ve ala hazretlerinin hoşnudluğudur. Meleklerin sevgilisidir. Peygamberlerin sünnetidir. Marifetin nuru, İslam'ın aslıdır, temelidir. Duanın kabulüdür. Amellerin en fazîletlisidir. Rızkın bereketidir. Vücudun kuvvetidir. Canın nurudur, melekü'1-mevt arasında şefaat edicidir, kabirde nur çorağıdır. Münker ve Nekir'e (iki kabir meleğine) cevabdır. Kıyamet gününde mümin üzerine çadırdır, sayebandır, korunmakdır. Cennette senin başına taçdır, Cehennem ile aranda perdedir. Sırat köprüsünün geçilme yeridir. Cennetin anahtandır. Her kim kasıt ile namazın farzlılığını inkar ederse kafir olur. Ne mutlu o kimsedir ki Allahü teala ve tekaddes hazretlerini zikretmek onun gıdasıdır, besinidir, ölüm onun serabıdır. Allah'a yakınlık onun rahatıdır. Kuran onun bilgi kaynağı ve ruh ve fikir sermayesidir. Gene onun (ibadet) alış-veriş pazarıdır. Dünya onun ekinliğidir. Kıyamet de onun ekdiğinin sevaplarının topladığı harman yeridir. Ve ecir de onun semeresidir. (Envarü'l-Aşıkîn'den)
İmam-ı Rabbani kuddise sirruh buyurdular:
İmanı, itikadı düzelttikten sonra, dinimizin emir ve yasaklarını muhakkak öğrenmek lazımdır. Farzları, vacipleri helal ve haramları sünnet ve mekruhları ve şüphelileri öğrenmeli ve bu bilgilerle hareket etmelidir. Her müslümanın ilmihal öğrenmesi lazımdır. Bunlar öğrenilmeden tam müslümanlık olmaz. Allahü teala'nın emirlerini yapmağa ve onun beğendiği gibi yaşamağa çalışmalıdır. Allahü tealanın en çok beğendiği ve emrettiği şey, hergün beş vakit namaz kılmakdır. Çünkü namaz dinin direği, müminin miracıdır.
Namaz kılabilmek için evvela, sünnete uygun, üzere abdest almalıdır. Abdestin farzlarına, sünnetlerine, müstehab ve edeplerine dikkat etmelidir.
Abdest, şartlarına uygun olarak alındıktan sonra sıra namaz kılmağa gelir. Namaz mi'rac gecesinde farz kılınmıştır. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize mi'rac gecesi ihsan olunan nimetlerden, namaz kılanlar pay alırlar. Bunun için namaz, mü'minin mi'racıdır.
Namazda ayakta iken secde yerine, rukûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp da, gözler etrafa kaymazsa, namazda huşu' hali hasıl olabilir. Kalb dünya düşüncelerinden kurtulabilir. El parmaklarını rükuda açmak ve secdede biribirine yapıştırmak sünnettir. Bunlara dikkat etmelidir.
Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyetin sahibine uymak kadar büyük bir nimet yoktur.
Namazı vaktinde kılmağa azimli olmalı ve farzlarını vaciblerini, sünnetlerini hakkıyla öğrenmeliyiz, çocuklarımızı bu hususta ihmal etmek doğru değildir. Hem öğretmeliyiz, hem de kılmalarına yardımcı olmalıyız. Kılmadıklarında, şiddet göstermeden rıfk ile nasihat etmeliyiz. Hatta mümkün oldukça beraberce cemaat olup kılmalıyız. İhmallerini gördüğümüzde, bıkmayıp, usanmayıb telkinat ve nasihatlerimize devam etmeliyiz. Çünkü evlada karşı hakiki şefkat budur. Hangi merhametli, ana ve baba evladlarının yanmasına razı olur? Şüphesiz hiç biri. O halde bu pek mühim hususda ihmalci olmak doğru olmaz.
Allahü Teala ve tekaddes hazretleri buyuruyor:
- "Namaz insanı dinin yasak ettiklerinden alıkor." (Ankebut, 45)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: (Ebu Hureyre R. Anh'dan)
- Ne dersiniz? Birinizin kapısı önünde bir nehir bulunup da o kimse o nehirden günde beş defa yıkanırsa, bedeninde kirden hiç bir şey kalır mı?
- Ashab-ı kiram radıyallahü anhüm:
- Hiç bir kiri kalmaz", deye cevab verdiler.
- İşte beş vakit namaz da buna benzer. Allahü Teala namaz sayesinde günahtan siler. (Buhari ve Müslim)
Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: (İbni Mes'ud radıyallahü anh'dan)
Bir adam nasılsa bir kadını öptü (ve peşiman olarak) peygamber aleyhisselama gelib keyfiyeti haber verdi.
- "Gündüzün iki uçunda ve gecenin ilk saatlerinde namaz kıl; çünkü iyilikler fenalıkları silip götürür" mealindeki ayet-i kerîme nazil oldu. Bunun üzerine o adam "Bu ayet yalnız benim hakkımda mıdır?" diye sordu.
Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:
- Bütün ümmetime şamildir." buyurdular. (Buharı ve Müslim)
Gene buyurdular: (Ebu Züheyr Ümare b. Rüveybe radıyallahü anh'dan)
- Güneş doğmazdan ve batmazdan evvel, sabah ve ikindi namazlarını kılan hiç bir kimse cehenneme girmez." ('Müslim)
Gene buyurdular: (Cündeb b. Süfyan radıyallahü anhdan)
- "Sabah namazını kılan kimse, Allah'ın zimmet ve emanındadır. Binaenaleyh ey Ademoğlu dikkat et! Allah seni zimmetinde olan bir şeyden sorguya çekmesin!"
Gene buyurdular: (Ebu Hureyre radıyallahü anh'dan)
- "Bir kimse evinde güzelce temizlenir de Allah'ın farzlarından birini ödemek maksadıyla mescidlerden birine giderse, atdığı adımlardan biri günahını siler, diğeri de onun derecesini yükseltir." (Müslim)
Ebû Bekir radıyallahü anh Rasulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimize sordu:
- Ya Rasûlallah! Bana bir dua öğret de, namazın sonunda okuyayım.
Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
Allahümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîren vela yagfiru'z-zunübe illa ente. Fağfirlî mağfireten min indike verhamnî innekeentel ğafürurrahîm.
İlahî ben kendime çok zulüm ettim. Günahları bağışlayacak ancak sensin, öyle ise kendinden gelen bir bağışlama ile beni bağışla. Bana merhamet et. Şüphesiz ki, bağışlayan, acıyan sensin, diye dua buyurmuşlardır. (Ezan, 149)
Ebû Hureyre radıyallahü anh'dan:
Fakir muhacirler bir gün peygambere (sallallahü aleyhi ve sellem) gelib,
- Zenginler yüce dereceleri, ebedi nimetleri kazandılar, dediler.
Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
- Ne yaptılar? deyince
- Onlar bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor fazla olarak da sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.
Bunun üzerine Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
- Size bir şey ögreteyim mi ki, bu sayede sizden önde gidenlere yetişirsiniz. Hatta ileri de geçersiniz.
Sizden sonra sizin yaptıklarınız gibi yapmadıkça sizden faziletli olamazlar, buyurdular. Onlar da:
- Evet öğretiniz ya Rasûlallah, dediler. Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem
- Her namazın sonunda otuz üçer kere; "Subhanellah", "Elhamdülillah", "Allahüekber", dersiniz, buyurdular. (Ezan 155) (Buhariden secilmiş hadislerden.)
Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
- Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları ateş azabından koruyunuz. Onlara müslümanlığı öğretiniz, öğretmez iseniz mes'ul olursunuz.
- Çocuklarına Kur'an-ı Kerim öğretenlere ve Kur'an-ı Kerîm hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'an'ın her harfi için on kerre Kabe-i muazzama ziyareti sevabı verilir ve kıyamet günü, başına devlet tacı giydirilir.
- Bir insanın evladı ibadet edince, kazandığı sevaplar kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna fısk, günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır. Bir babanın evladını, cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak ise evladlarımıza, îmanı, yani Allahü Teala'nın ve Rasûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem sevgisini telkin etmek, farzları, haramları öğretmekle, ibadetin zevkini aşılamak ve ibadete alıştırmak ve dinsiz ahlaksız arkadaşlardan korumakla olur.
Rabbimin divanı ne dağdır, ne taştır; ne bağdır, ne bahçedir; ne cami, ne de mescittir. Rabbimin divanı, O'nun arzında durabildiğim her yerdir. İşte bu ahval ile duracağım divanına O Kadir'in, Emir olunduğum yerde. Koyacağım alnımı birgün çimene, birgün taşa, birgün toprağa ve kapanacağım secdelere... Nefsin kafesini deli rüzgar gibi döveceğim. Bu ihlasla yeniden dirileceğim.
Abdullah Güntay ŞİMŞEK