Muallim Kadar Mürebbi de Lâzım

Muallim Kadar Mürebbi de Lâzım

Tanzimat’tan bu yana süren eğitim tartışmasının merkezindeki soru nettir: Nasıl bir insan istiyoruz? Gücü elinde tutanlar yalnızca aklı, üretkenliği ve işleviyle, modern ve çağdaş bir insan isteyince, eğitim de bu tarafları büyütmeye odaklandı. Fakat zaman tek boyutlu bu insan tasavvurunun ciddi bir boşluk ürettiğini gösterdi. Bilgi arttı, imkânlar genişledi ama terbiye, ölçü ve merhamet aynı ölçüde inşa edilemeyince ortalığı merhamet, izan ve irfandan mahrum ibretlik tipler kapladı.

Kahramanmaraş’ta yaşanan menfur hadise, bir kırılma anı olarak değerlendirilmelidir. Çocuğu zihnen geliştirmeyi amaç edinmiş bu sistem kalbi ihmal ediyor. Eğitim sistemi, çocuğa bilgi ve beceri öğretirken; ona haddini ve mesuliyetini bilmeyi, başkasının varlığını hesaba katmayı, en önemlisi de merhamet kazandırmıyorsa, ortaya çıkan tablo son örneklerde görüldüğü gibi telafisi imkânsız neticeler doğurabilir.

Eğitim sistemimizin temel gayesini yeniden düşünmemiz lâzım. Gaye akademik başarı ile sınırlandırılamaz. Salih insanlar yetiştirmeyi hedeflemeliyiz. Salih insan bilen, başaran ya da kazanan değil, aynı zamanda kendisini sınırlayabilen, başkasına zarar vermekten imtina eden, gücü ele geçirince muvazenesini kaybetmeyen, sulhun temsilcisi insandır. Bu vasıflar, teknik bilginin yanında ona ruhunu verecek terbiye ile kazanılır.

Terbiye müfredatın bir alt bileşeni değil ruhu olmalıdır. Bu ruhu dinden başka hiçbir sistem veremez. Din sadece bir kültür, ahlâk bir bilgi değildir. Din, insanın haddini öğrendiği ve hayatı anlamlandırdığı ilahi bir çerçevedir. Bu çerçeve, insana hakkından önce vazifesini talim eder, başarıdan çok merhamet telkin eder, özgürlüğü sorumlulukla dengeler. Terbiye bütün eğitim düzeninin taşıyıcı ilkesidir. Okul, yalnızca bilgi aktaran bir yer değil; sınır duygusunun, sorumluluk bilincinin ve başkasıyla yaşama ahlâkının inşa edildiği bir terbiye ocağıdır. 

Bize muallim kadar mürebbi de lâzım. Bugün öğretmenden beklenen mürebbi rolü bir temenniden öteye geçmiyor. Öğretmene ailenin verdiği temelin üstüne, akran eğitimi ile inşa edeceği bir terbiye ideali için gerçek zaman ve alan açılmalıdır. Öğretmene kaybettiği itibar ve statüyü geri kazandırmalı, onu talim ile beraber terbiye de verebileceği bir seviyeye terfi ettirmeliyiz. Algoritmaların yönlendirdiği bir dünyada, çocukların neye maruz kaldığı kadar, bunu nasıl anlamlandırdığı meselesi ancak terbiye ile üstesinden gelinebilecek bir meseledir.

Değerler, din ve maneviyat dendi mi birileri kırmızı görmüş boğa gibi çileden çıkıyor. Bunlar patlasa da çatlasa da vatanımızın kaderini ve insan tasavvurunu merkeze alan yeni bir terkip kuracağız. Diğer türlü istediğimiz insan tipine kavuşmamız hayaldir. Bize akılla kalbi buluşturacak, bilimle hikmeti barıştıracak, başarı ile ahlâkı hizalayacak, merhametle dengesini bulmuş, terbiyeyi odağına almış yeni bir eğitim sistemi lâzım. Son hadiselerin bu minvalde bir arayışa vesile olmasını temenni ediyoruz. Kurban Bayramınızı tebrik ederiz. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.