Kulluk Böyle Olur

Kulluk Böyle Olur

Kur'an-ı azimüşşan'da şöyle buyuruluyor, meâlen:

- Ne arzda ne nefislerinizde, hiç bir musibet isabet etmez ki, her halde bir kitapda yazılı olmasın.

Musibet hedefe isabet eden mermi gibi insana dokunan bir felaketdir. Arzda; kuraklık, hayvanata arız olan afetler, zelzele ve sel gibi arzda her türlü zararlara şamildir. Nefislerde: açlık, ölüm, hastalık, fakirlik, işkence gibi her türlü acılara şamildir.

Hayırlı muvaffakiyetler hep Cenab-ı Allah'ın fazl u ihsânı olduğu gibi, bütün musibetler de Cenâb-ı Allah'ın ilm-i ezelisinde veya levh-i mahfuzda yazılmış bir takdiridir.

Eğer mukadder olan musibet ise, ondan kaçınmakla kurtulunmaz. O yazgı yazılmış ise, kaçanlara da oturanlara da isabet eder. Kalbe böylece kuvvet ve metanet vermek gerekdir ki acı tatlı mukadderat ve hadisât karşısında sarsılmayıb metâneti muhafaza etmenin faydası vardır.

O yazgı şu hikmet içindir ki, kaybettiğiniz dünya nimetlerine gam yemeyesiniz, yerinmeyesiniz. Cenâb-ı Allah'ın takdiri böyle imiş diye müteselli olub, metanetinizi muhafaza etmiş olasınız. Ve size verdiği ihsan ve nimetlerine de güvenmeyesiniz, mağrurlanmayasınız! Çünkü bizler, hayr ve şerrin nerede olduğunu bilemeyiz. Hayır gördüğümüz bizim için şer, şer gördüğümüz de bizim için hayırlı olabilir. Hayır isabet etdiğinde, Cenâb-ı Hakk'ın fazl u ihsânını teemmül ile kendimizi gurura kapdırmamalıyız.

Hazreti Ömer radıyallahu anh kader hakkında buyurur ki:

- Yarın, fakir ve muhtaç kalırsam, hiç üzülmem, zengin olmağı da hiç düşünmem, çünkü hangisinin benim için hayırlı olduğunu bilemem.

İmam Rabbânî kuddise sirruh hazretleri buyurmuşlardır ki:

- Her gün insanın karşılaşdığı her şey Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin dilemesi ve yaratması ile olmakdadır. Bunun için irademizi onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaşdığımız her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz. Ve bunlarla karşılaşdığımız zaman sevinmeliyiz. Kulluk böyle olur. Böyle olmamak kulluğu kabul etmemek ve sahibine karşı gelmek olur.

İnsanlara gelen iyilikler ve belâlar hep Allahü Teâlâ'nın takdiri iledir. Acıları ve kederleri, insan kendisi için nimet bilmeli. Allah Teâlâ bu keder sebebiyle o kimsenin günahlarını afvedebilir.

Abdülkâdir Geylânî kuddise sirruh buyurur:

- Kim ki kadere boyun eğerse, razı olursa Allah Teâlâ hazretleri onu yükseltir. Tevazu ve edeble kendisine yaklaşdıran kibir ve edeb noksanlığı ise seni Allah'dan uzaklaşdırır. Taat ve ibâdet seni ıslah eder ve Allah'a yaklaşdırır. Mâsiyet, günah ise seni ifsâd eder, Allah'dan uzaklaşdırır.

Birgün Ali bin Ebu Talib radıyallahu anh'a kaza ve kaderi sordular. Şöyle anlatdı:

- Karanlık bir gecede, derin umman ve Allah Teâlâ'nın en büyük sırrı. Bu durumda kim ne yapabilir?

Zekeriyya peygamberin başına testereyi koydukları zaman (çünkü o zaman ağacın içine gizlenmişdi) Allah'a sığınmayı arzu etdi. O zaman şöyle bir ferman işitdi.

- Emrime razı değil misin? Ya Zekeriyya, sana iki yol var.

1. Hükmüme razı olub boyun eğmen.

2. Aksi halde yer yüzünde kimler varsa, hepsini helâk etmen.

Söyle hangisini istiyorsan, onu yapacağım.

Bunun üzerine Zekeriyya aleyhisselâm hiç sesini çıkramadı. Baştan aşağı ağaçla beraber ikiye böldüler. Sabr etdi... Sabrı tercih etdi... razı oldu.

Muhammed bin Vâsi kuddise sirruh:

- Ben hayatda şu adam gibi olmağı arzu ederim. Sabahladığı zaman kahvaltısı yokdur. Öğle vaktine erdiği zaman, yemeği bulamaz. Amma o halinde o Allah'dan razıdır.

Yahya bin Muaz kuddise sirruh'a sordular:

- Kulun işi ne zaman güzel olur?

Şöyle cevap verdiler:

- Allah'ın, bütün hüküm, kaza ve tedbirleri önünde razı olduğunu isbat etdiği zaman.

Bu hale erebilmek için kulun şöyle demesi gerekdiğini anlatdı.

- Ya Rabbi! Bana verirsen şükrederim, vermezsen razı olurum, çağırırsan gelirim. Beni halime bırakırsan, kulluk etmeğe devam ederim.

Reşâhat'tan Kader Sırrı:

- Kader sırrını bilenler rahattadırlar. Zira her şeyi yoklukda görürler ve her şeyde zahir olan Hakk'ı bilirler. O halde telâş ve ıztırap neye? Nehirlerin suyu, derya yolunu tutmaktan başka ne yapabilir?

RIZÂ HAKKINDA

Rıza hakkındaki velîlerin kıymetli sözlerini aşağıda okuyacaksınız.

İbn Ataullah kuddise sirruh buyurdu ki:

- Rızâ Allah Teâlâ'nın, kul için takdir ettiği şeyleri, kalbin sükûnetle karşılamasıdır. Çünkü Allah, onun için, en iyi olanı seçmişdir. Böylece kul, takdire rızâ göstermiş ve hoşnudsuzlukdan kurtulmuş olur.

Sehl kuddise sirruh:

- Kul ile Allah birbirlerinden razı olunca, itminân hali ve "Onlar ki inandılar ve iyi işler yaptılar, mutluluk onların, güzel gelecek onların" (er-Rad, 29) âyetinin mânâsı ortaya çıkar" buyurmuştur.

Cüneyd Bağdadî kuddise sirruh buyurur:

- Rızâ: kalblere vasıl olan ilmin, sağlam ve sahih olmasıdır. Kalb, ilmin hakikati ile yüz yüze, gelince, ilim onu rızâya yönlendirir. Rızâ ve muhabbet; havf ve reca gibi değildir. Bunlar, dünyada da âhirette de kuldan ayrılmayan iki haldir. Çünkü cennetde de, rızâ ve muhabbetden mustağni kalınamaz.

Şibli kuddise sirruh, Cüneyd hazretlerinin huzurunda:

- "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" dedi.

Cüneyd:

- Senin bu sözün canının sıkıldığını gösteriyor, dedi.

Şibli kuddise sirruh:

- "Doğru söyledin" buyurdu.

Cüneyd kuddise sirruh:

- "Can sıkıntısı, takdire rızayı terketmenin işaretidir" dedi.

Cüneyd bu sözü ona, rızanın aslına dikkat çekmek için söylemişdir. Çünkü rıza, kalbin inşirâhından, kalbin inşirâhı da yakîn nûrundan meydana gelir.

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

- "Allah'ın göğsünü İslâm'a açdığı kimse, Rabbından bir nûr üzere değil mi? Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun, onlar apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer, 22)

İKİ HASLET

Ebu Abdurrahman, Enes Radıyallahu anh'den rivayet eder:

Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:

- Kıyâmet günü olduğu vakit, Allah Teâlâ ümmetimden bazılarında kanatlar yaratır ve mezarlarından kalkıb doğruca cennete giderler. Orada enine boyuna uzanır, yer içer ve diledikleri gibi zevk u sefâ ederler.

Melekler:

- Hesab gördünüz mü? derler. Onlar:

- Hayır hesab görmedik, derler. Melekler:

- Sırat köprüsünü geçdiniz mi? derler. Onlar:

- Hayır Sırat filan görmedik ve geçmedik, derler. Melekler:

- Cehennemi gördünüz mü? diye sorarlar. Onlar:

- Hayır Cehennem deye bir şey görmedik, derler. Melekler:

- Siz hangi peygamberin ümmetisiniz? diye sorarlar. Onlar:

- Muhammed aleyhisselâmın ümmetindeniz, diye cevab verirler. Melekler:

- Allah aşkına sizin ameliniz ne idi? Onu bize anlatır mısınız?

- Bizler iki haslet sayesinde bu mevkie yükseldik, derler.

Melekler:

- O hasletler ne idi? diye sorarlar.

Onlar:

- Yalnızlıkda Allah'dan utandığımız için isyan etmedik. Bir de Allahü Teâlâ'nın bize taksim etdiği az da olsa ona rıza gösterirdik, derler.

Bunun üzerine melekler:

- O halde bu sizin hakkınızdır, diye karşılık verirler. (İbni Hibban Zua'fa. İhyû-u Ulûm)

Bir kudsî hadisi şerifde Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur:

- Hayrı ve şerri yaratdım. Hayır için yaratdığım ve hayrı kendi ellerinde icrâ ettiğim kimseye müjdeler; şer için yaratdığım ve kötülükleri kendisine yapdırdığım kimseye de yazıklar olsun. Tekrar tekrar veyl ve yazıklar da, "Niçin ve Nasıl" diyenlere olsun?" (İbn Şahin Ebû Umâme'den, İhya'dan)

Dinde, noksanlık olan şeylere mutlak suretde rıza birşey ifade etmez, değeri yokdur. Ancak Allahü Teâlâ'ya izâfetle ona rıza gösterilebilir.

Şu üç makamın hangisinin üstün olduğunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Bunlar da şunlardır:

1. Bir an evvel Allah'a ulaşmak için ölümü sevmek.

2. Daha fazla ibâdet edib yaşamağı değerlendirmesini sevmek.

3. Allahü Teâlâ'nın takdirine rıza gösterib susmakdır.

Bu mes'ele âriflere intikal ettirildi. Âriflerden birisi:

- En iyisi mukadderata rıza gösterib susmasını bilendir. Çünkü boş lâflardan kaçınan böyle bir görüşe sahib olur, buyurmuşdur.