Hased

Hased

Übey bin Kâ'b, radıyallahü anh'ın rivayetine göre Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

-Kölelerinize Yûsuf sûresini öğretiniz. Zira her hangi bir müslüman onu yazıb ehline ve kendi kölesine öğretirse, Allah-ü Teâlâ onun sekerât-ı mevt'ini kolaylaştırır. Hiç bir müslümana hased etmemeğe de kuvvet verir. Gene buyuruyorlar:

Hasedden kaçınınız. Ateş odunu yakıp mahvettiği gibi hased de hasenâtın mahvına sebeb olur.

(Camiu's sağîr.)

Sirkenin balı ifsâd ettiği gibi, hased de mü'minin imanını ifsâd eder. (Menâvi.)

İmân ile hased bir mü'mini kâmilin kalbinde kat'iyyen birleşmez. (Menâvi.)

-Ateş, odunu yakıb imha ettiği gibi, başkasında olan nimetin yokluğunu istemek manâsında olan hased dahi insanın amel ve ibâdetini mahv eyler (yok eder). Menâvi.

Birbirinize buğz etmeyiniz, hased etmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız, alış verişte ara kızıştırmacılık yapmayınız, kardeşler olarak Allah'ın kulları olunuz.

İbni Vefâ kuddise sirruh buyurur:

Sakın Allahû Teâlâ'nın lütfuna mazhar olmuş ve senden üstün kılınmış bir kimseye hased etme. Çünkü hasedin sebebiyle Allahü Teâlâ'nın gadabına uğrayabilirsin. Çehren değişip, kötü akıbetlere düşebilirsin. Nitekim Adem Aleyhisselam'a hased edip böbürlenerek secde etmeyen iblis mel'un oldu.

Ey Ademoğlu! Sen iyi sıfatlara sâhib olduğun müddetçe, aslından ayrılmamış olursun. İyi sıfatların yerini kötü sıfatlara terk edersen, sendeki insâni vasıf, şeytanî sûrete döner.

Bir Hakîm şöyle der:

-Hasedkâr insan beş cihetle Rabbi ile çekişmiş olur:

1. Başkalarında gördüğü bu nimetten ötürü öfkelenir.

2. Allah'ın rızık taksimine öfkelenir. Allah'ın başkalarına vermiş olduğu nimetleri kıskanan kimse, sanki Rabbısına şöyle demektedir: Bu nimetleri niçin bu şekilde taksim ettin?

3. Allahü Teâlâ dilediğine lütfundan verdiği halde, O Allah'ın nimetleriyle cimrilik yapmak istemektedir.

4. Allahü Teâlâ'nın nimetler verdiği sevgili kullarını, rezil-rüsvâ etmek istemektedir.

5. Hased etmekle, hem Allahü Teâlâ'nın, hem de kendisinin düşmanı olan şeytana yardım etmektedir.

Resulü Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır:

-Allahü Teâlâ'nın verdiği nimetlerin de düşmanı vardır. Bunlar da Allah Teâlâ'nın kendi fazlından verdiği kimselere hased eden, onları çekemeyenlerdir.

(Taberâni, İbni Abbas'dan)

-Her hangi bir husûmete müsteniden kardeşinin uğradığı musibete sevinme. Allah onu kurtarır da seni mübtela eder.(Tirmizi).

-Ümmetim için en çok korktuğum şey, zenginlikten dolayı çekememezlikle birbirlerini öldürmeleridir.

(İbni Ebi'd-Dünya.)

-Geçmiş milletlerin hastalığı size sirâyet etti. O, çekememezlik ve düşmanlıktır. Bu çekememezlik traş eder, kökünden kazıtır. Ben size saçı sakalı traş eder, demiyorum dinî kazıtır, dînin kemalini giderir, Muhammed'in nefsi, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz mü'min olmadan cennete giremezsiniz! Birbirinizi sevmeden de mü'min olamazsınız. Sevginin nasıl yerleştiğini size bildireyim mi? Aranızda açıkça selamlaşın, selamı açığa çıkarın, yayın." (Tirmizi.)

-Şurası muhakkak ki, benim ümmetime de geçmiş ümmetlerin hastalığı sirâyet edecektir. (Bu hastalık nedir? diye soranlara) Küfrân-i nimet, bollukda azgınlık, servet edinmekle öğünmek, dünyalıkda, başkalarına göz dikmek, biri birinden uzaklaşmak, hased etmektir ki; bu sûretle hudûdu aşarlar, sonra da perişan olurlar. (İbni Ebi'd-Dünya, Ebû Hureyre radıyallahu anh'dan.)

Rivayete göre Musa Aleyhisselam arşın gölgesinde, bir adamın oturduğunu gördü. Adama heves etti. "Bu adam Allah katında iyi bir insandır" dedi. Ve sonra 'Ya Rabb bu adam kimdir? Adı nedir?" diye sordu. Allahü Teâlâ adını vermedi yalnız "Üç amel ile bu mertebeye ulaştığını sana bildireyim." buyurdu ve bu üç ameli şöyle bildirdi.

*Kimseye hased etmedi.

*Baba ve annesine âsi olmadı.

*Bir de söz gezdirmedi (nemmamlık etmedi) buyurdu.

Zekeriyya Aleyhisselam da Allahü Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber veriyor:

"Hased eden; benim nimetime düşman olan, kazama kızan, kullar arasındaki taksîmâtıma razı olmayan kimsedir."

Bir şair de der ki:

"Bütün düşmanlıkların yok olması mümkün, ancak hased düşmanlığının izalesi mümkün değildir."

Hakimlerden biri de:

"Hased iyileşmeyen bir yara gibidir. Zaten hasudun dünyadaki bu sıkıntısı ve hasedi sebebiyle âhirette uğrayacağı azab, ceza bakımından kendisine yeter" demiştir.Hasan Basri kuddise sirruh:

-Ey insanoğlu, niçin kardeşini çekemiyorsun? Ona verilen onun hakkı ise, Allahû Teâlâ'nın ikrâm ettiği kimseye kızmaya ne hakkın var? Şâyet hakkı değilse, cehenneme girecek adamın nesine çekememezlik edersin? demiştir.

Diğer bir hakîm;

Hasedci, meclislerde zillet ve meskenet, melekler tarafından lânet, halk tarafından nefret ve sıkıntı, ölüm anında şiddet ve zorluk, mahşer yerinde ise rezâlet ve azab ile karşılaşır. Demiştir.

Şeyh Reslan ed-Dımeşkî kuddise sirruh şöyle buyurur: Hased her türlü şerrin anahtarıdır. Gadâb (hiddet) insanı özür dilemeğe ve ayağının sürçmesine sebeb olur.

Süfyan Sevri kuddise sirruh buyurur: Tezkiretül-Evliyadan:

Dört haslet kafirlik getirir;

Birincisi: Bir kişiyi görmeden gıybetini eylemek. Kişinin ayıbını görmek, gıybetini söylemektir. Gaybe hükümdür, gaybe hüküm ise küfürdür.

İkincisi: Hased eylemek, Allah'ın verdiğini revâ görmemektir. Her kim Allah'ın verdiğini revâ görmezse, kâfirdir. Zira Hak Teâlânın hikmetini ve adlini inkar etmiş olur.

Üçüncüsü: Haram mal devşirmek. Kıyamet hesabına inanmamaktır. Her kim kıyamet hesabına inanmazsa kâfirdir.

Dördüncüsü: Hak rahmetinden ümidini kesmek. Günahım çoktur diye, onu Hak rahmetine çok görmüş olur. Kâfir olur.

Harun Reşid'in yaygısı üzerinde, "Rızık ezelde taksim edilmiştir. Harîs mahrumdur. Bahîl mezmûmdur. Hasûd mağmumdur. Yani hased edici daima gamlı, kederli, dertlidir." Yazılı idi. (Riyad ün Nâsihîn, Muğnî Tefsiri)

Sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuştur:

"Hasûd için rahatlık yoktur."

Hased: Tedavisi mümkün olmayan en mühlik hastalıklardandır. Hasedci kimse başkasının iyiliğine ve elindeki nimete üzülür, hatta onun elden gitmesini ister. Gitmediğinde üzüntüsü artar. Hükema der ki: "Hased öyle bir iç rahatsızlığıdır ki, ona hiç bir doktor çare bulamaz. Yeter ki nusreti ilâhiye tahakkuk ede."

Şibli kuddise sirruh, daima:

-"Ya Rabbi beni hased edici eyleme, hased edilen eyle" diye dua etmiştir. Çünkü hased edici, hased edilende, kendinde bulunmayan bir kemal görmektedir. Ve ona hased etmektedir. Hased edenin hasedine sabr eyle. Senin sabrın onu öldürür.

Adamın biri Hasan Basrî kuddise sirruh'a

-Mü'min hiç hased eder mi? diye sordu. Cevaben:

-Yakûb aleyhisselam'ın oğullarını unuttun mu? Elbette mü'min hased eder. Yalnız içinden geçen bu çekememezliğe diliyle veya eliyle katılmadıktan sonra o kadar zararlı olmaz, dedi.

Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki:

-"Altı zümre vardır ki bunlar hesâba çekilmeden ateşe girerler"

Benden sonra gelib de zulmeden idareciler.

Kavmiyet davasında bulunan araplar.

Mütekebbir dehkanlar.

Hiyânet eden ticâret erbâbı.

Cehaletde inad eden köylüler.

Hased eden alimler.

Gene buyurmuşlardır ki:

-Üç şey var ki, bütün günahların kaynağıdırlar. Bunlardan muhakkak sakınınız.

Birincisi: Kibir. İblis'i Âdem'e secde etmemeğe sevk eden şey kibirdir.

İkincisi: Hırs, Âdemi memnu şecereden yemeğe sevk eden hırstır.

Üçüncüsü: Haseddir. Âdemin iki oğlunun biribirleriyle kıtal edib kardeşini öldürmeğe sebeb olan haseddir.

Asmaî anlatır: Yüz yirmi yaşına ulaşmış bir arabîyi gördüm. Ömrünün bu kadar uzun olmasının hikmeti nedir? dedim. Elhamdülillah hasedi terk ettim, dedi.

Hased nefsin mezmum ahlâkındandır. Tevhid ve ezkâra çok devam etmek suretiyle bunların izâlesine çalışmak gerekdir. Allah-ü Teâlâ'nın âsârına ve işaretlerine ve ihtarlarına dikkat edip uyanmak ve bu illetten kurtulmağa çalışmak bir vecîbedir. Şunu bilmelidir ki; ilimde, ahlakda ve sâir fazilet sıfatlarında, insanların makam ve mertebelerinin farklı olması, onlar için bir rahmettir, insanların makam ve mertebelerinin farklı olması ise aziz ve âlim olan Allah-ü Teâlâ'nın ezelde takdiriyle olmuştur.

Yakûb aleyhisselamın büyük oğulları, küçük kardeşleri Yusuf'a hep beraber tuzak kurup yapacaklarını yaptılar. Gayeleri Yusuf'u zelil etmekti. Allah ise Yusuf'u seçti. Ona nübüvvet ve saltanat verdi. Kardeşlerini ona boyun eğdirdi. Hükmü altına sokdu. Yusuf'u hased etmelerinden dolayı hileleri kendi başlarına geçdi. Bu ise Allah-û Teâlânın hikmeti bahiresi ve kudreti kahiresine apaçık bir delildir.

Fütuhul Gayb'den:

Abdülkadir Geylâni hazretleri buyurdular:

-İman sahibi, seni komşuna hasedli bir halde görüyorum. O'nun yemesini, içmesini, zenginliğini çekemiyorsun! Hoşlanmıyorsun. Onun evi, aile hayatı senin için bir derd oluyor. Bilmiş ol ki bu hal senin zafiyetinden ileri geliyor.

Bu hal seni Cenab-ı Allah'ın rahmetinden uzaklaştırır. Gadabına yaklaştırır.

Hadisi kudside buyurulmuştur:

-Hased eden ni'metin düşmanıdır.

Allahü Teâlâ herkese nasiblerine göre vermiştir. Eğer sana gelecek bir şey varsa başkasına gidemez. (Haşa) Cenab-ı Allah'a mı kin tutuyorsun?

Allah Teâlâ hazretleri:

-"Emrim değiştirilemez. Ben kullarıma zulm etmem" buyuruyor. Cenab-ı Hak sana zulm etmez, senin kısmetini başkasına vermez. Bunu bil de cahillik etme, aksini düşünme. Allahü Teâlâ'nın verdiği nimete karşı durmak hiyanettir. Kendine zulm ve bir nevi yere hased etmektir. Çünkü hased ettiğin insanın nimeti yerden çıkar. Altın, gümüş yerden gelir. Bunlar mirâs olarak gelir.

Kıyâmet gününde, hased ettiği komşunun başına gelecekleri bilse, hiç hased etmez. Eğer o adam, Allah'ın emrine uymuyor, nimetlerin hakkını ödemiyor ise, başına gelecek felaketi yalnız Cenab-ı Allah bilir.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

-Kıyâmet gününde bir takım insanlar, etlerinin makas ile kesilmesini isterler, bunun sebebi ise, dünyada zararlı kimselerin çekdikleri belâ yüzünden aldıkları sevâbı görmeleridir.

O gün senin komşun fakir olmayı ister, kıyamet günü, bir sürü hesabın muhasebesi onu yorar, güneş altında beyni pişer. Böyle günlerce bekler, oranın bir günü buraya nisbetle bin senedir.

Halbuki sen hased etmeden itaatle sabırla yaşadı isen, arşın gölgesinde dinlenirsin. Ferah durursun. Dünyada iken, sıkıntılara güçlüklere sabredenler, orada rahat ve mes'ûd olur.

Sen de dünyada iken başkasının zenginliğine göz dikmeden, kaza ve kadere râzı olarak yaşar isen, orada en büyük nimete mazhar olursun.

İşte dünyada kendi hastalığını başkasının iyiliğine, genişliğine tercih edenler, öbür alemde arş gölgesinde gölgelenirler.

İşte sana büyük tavsiye: Belâya sabret, nimetlere şükret ve her işini bu gök kubbeyi yaradana ısmarla.

Cafer Sadık hazretleri buyurur:

-Yalancıda mürüvvet yoktur. Hasedcide rahat yoktur. Kötü ahlaklıda efendilik yoktur. Meliklerde kardeşlik yoktur.

Hayır, hasenât işleyenlere, on kat sevâb verilir. Hased, bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Küfürden başka hiç bir günâh hasenâtın sevablarının hepsini yok edemez.

Müslümanlar hayırlı olur. Hased edince hayır kalmaz.

Yahûdiler, son peygamberin geleceğini biliyorlardı. Fakat onun kendilerinden olacağını bekliyorlardı. Başka kavimden gelince hased ederek, kıskanarak inkâr ettiler. Hasedleri kendilerinin ve gelecek nesillerinin ebedî olarak felakete, azâblara sürüklenmelerine sebeb oldu. Allah-ü Teâlâ ve tekaddes hazretleri şeytanın şerrinden korunmamızı emrettiği gibi hased edenin şerrinden de sakınmamızı emretti.

Hasedi kalbden atmanın çaresi

İhyâ u Ulûmi'd-Din'den:

Bilmiş ol ki; hased kalbin en büyük hastalıklarındandır. Kalb hastalıkları ise, ancak ilim ve amel ile tedâvi edilir. Hased hastalığının tedavisinde fayda sağlayacak ilim, hem dünya, hem de din bakımından hasedin ilk zararının kendine olacağını bilmendir. Ne dünyalık ne de dinî cihetten bunun hased edilene bir zararı yokdur. Belki her iki cihetden de kârı vardır. Bunu basîret gözü ile düşünüp de kendinin düşmanı, düşmanın dostu olmadığın zaman, mutlak sûrette hasedden vazgeçersin.

Dinindeki zararına gelince:

Hasedin sebebiyle, Allah'ın taksimatınâ rızâ göstermiyor ve kazâsına kızıyorsun. Gizli hükümleri ile, mülkü arasında sağladığı adalet muvazenesine kızıyor ve bunu çirkin görüyorsun. Bu ise tevhid'in özüne aykırı ve imânın gözüne saplanmış bir oktur. Bu kadarı sana yeter. Bu hususta daha fazla bir şey aramağa lüzum yokdur. Bu cinayetlerle beraber, mü'minlerden birini aldatmış, ona nasîhatı terk etmiş, Allah'ın kullarının iyiliklerini sevmek hususunda, peygamberler ve veliler yolundan ayrılmış, müslümanların belaya uğramaları ve nimetlerin ellerinden alınmalarını sevmeleri hususunda şeytân ve kâfirlerle birleşmiş oldun.

İşte bunlar kalbindeki pislikdir. Ateşin odunu yok ettiği gibi bu hastalık da amelleri yok eder.

Dünyadaki zararına gelince:

Adam hased ettikçe içinde bir ateş yanar, kendi kendini kemirir. Adeta rende ile rendelenirsin. Çünkü sen hased ettikçe Allahü Teâlâ onun ni'metini artırır. Onun nimeti arttıkça senin de hastalığın artar. Sıkıntı içinde bocalar, karanlık içinde kıvranırsın, göğsün daralır, uykun kaçar ve bu hastalık seni ölüm'e kadar götürür. Zaten şeytanın da istediği bunlardır. Sen onun perişanlığını isterken, kendin perişanlığa düşmüş olursun. Bununla beraber, senin hasedinin onun elindeki ni'mete bir tesiri olmaz. Hatta ahirete ve hesaba imânın olmasa dahi, seni sıkıntıya düşürdüğü için hasedden vazgeçmen gerekir, akıl ve mantık bunu gerektirir. Çünkü faidesiz bir sıkıntıdır. Üstelik sen, hasedin ahiretteki cezasını da biliyorsun. Buna rağmen nasıl hasedi bırakmazsın. Böylece Allah-ü Teâlâ'nın gadabına uğramaya çalışmaktan daha büyük bir şaşkınlık olur mu?

Hasedin, hased edilene ne din ne de dünyasında bir zararı olmadığı meydandadır. Çünkü senin kıskançlığın, Allah-ü Teâlânın ona takdir ettiği ni'mete mâni olamaz. Hangi vakte kadar ne miktar nimet ayırmış ise mutlak sûrette o ni'mete nâil olacaktır. Hased, nimeti izâle edemeyeceğine göre, dünyalıkda bir zarar görmediği gibi, senin hasedin sebebiyle de ahirette bir ceza görecek değildir. Şayed sen hasedin sebebiyle onun ni'metinin yok olacağını düşünür isen bu açık bir ahmaklıkdır.

Eğer ni'metler hased ile yok olsa hiç kimsede hiç bir ni'metin kalmaması lâzım gelirdi.

Ey hasedci! Eğer rüya veya keşif yolu ile hâlini görebilseydin korkunç bir manzara ile karşılaşırdın. Hâlin, tıpkı öldürmek için düşmana mermi atan, fakat mermisi geri teperek sağ gözüne isâbet edip gözünü çıkaran ve buna fazlaca sinirlenerek ikinci mermiyi atan ve ikinci mermi de, aynı şekilde geri teperek diğer gözünü çıkaran, buna da öfkelenerek attığı üçüncü mermi yine aksine kendi beynine saplanan ve hasmı esenlik içinde bulunan adamın manzarasına benzer.

Belki hasedcinin manzarası bundan da fecidir. Çünkü bu adamın, hasmına atıp tersine dönerek kör olmasına sebeb olduğu gözleri, nihâyet ölüme kadar yaşayacak ve ölüm ile onlar da yok olacaklardı. Fakat hasedden meydana gelen günâh ölüm ile yok olmaz. Hatta bu sebeble Allah-ü Teâlâyı gadablandırır, bu sûretle cehenneme atılır. Gözünün kör olması, cehenneme girip cehennemin kendisini yakmasından, elbette çok daha ehvendir, hafifdir.

İşte buraya kadar anlattıklarımız hasedin ilim ile tedâvisidir. İnsanoğlu bâsiret gözü ve aklı selim ile düşünür ise hased ateşini kalbinden söndürür. Çünkü hasedin, kendini helâk ettiğini, düşmanını sevindirdiğini, hasedi sebebi ile huzûrunun bozulduğunu ve neticede Allah-ü Teâlâ'nın gadabına uğradığını bilir.

İlim ise, sonu olmayan ve ihâtaya sığmayan bir varlıktır. Allah-ü Teâlâ'nın, azamet ve kibriyasını, mülk ve melekûtunu insan tefekkür ettikçe, o nisbette her nimetin fevkinde ondan zevk alır. Kendisine hiç birşey manî olmaz. Bu mülâhazalar sebebiyle kimse hased etmez. Zira başkalarının aynı şeyi bilip aynı zevke varmaları kendisinden bir şey eksiltmez. Belki böylece arkadaşlarının çoğalması ile zevki daha da artar.

Bunların, melekût âleminde akıllara durgunluk verecek acaibâtı tefekkürdeki zevklerinin devamı, cennet bahçelerine, çiçek ve ağaç yapraklarına bakanların zevklerinden daha büyüktür.

Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

"Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık; artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşdirler." (Hicr Sûresi, 47)

Bu anlattığımız onların dünyadaki halleridir. Âhirette, ortadan perde kalkıpta sevgililerini müşâhede ettiklerinde hallerini ne sanırsın, nasıl tahayyül edersin? Artık cennette hased olmadığı meydandadır. Cennette kıskançlık olmadığı gibi, dünyada da cennetlik insanlar arasında hased olmaz. Zira cennette darlık deye bir şey düşünülemez. Allah'ın gönüllere bahşetmiş olduğu mârifete nâil olanlar, yani cennetlikler hem dünyada hem de ahirette hased etmezler. Hased: Uçsuz bucaksız ve yüksek bir makam olan Cennetten uzaklaşıp Siccîn'in darlığına girenler içindir. Bunun için şeytan hasedi ile tanındı, Âdem aleyhisselamın tercih edilmesine hased etti ve secdeye davet edildiği zaman kibir, inad ve hased etmek sûretiyle isyân etti.

O halde kendine acıyıp düşünen, aklı başında bir kimse isen, zahmetsiz nimet ve kedersiz zevk ara. Böyle bir zevk dünyada yalnız marifetullahtır. Allah'ın sıfat ve ef'ali ile mülk ve melekût âlemindeki esrarını bilmek gerekir.

Allah-ü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

"Onlar o erkeklerdir ki; ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan alıkoyamaz."

(Nûr, 37)

Bu zevki başkaları anlayamaz, zira heves zevkden sonradır. Tatmayan bilmez, bilmeyen âşık olmaz. Âşık olmayan aramaz, aramayan anlamaz. Anlamayanlarda diğer mahrumlar gibi esfel-i safilînde kalırlar.

 

Hased afetini kalbden söküp atmak

Kimyâ-i Saadet'ten:

Ne kadar mücâhede edersen et, seni incitenle, seven arasında kalbinde çoğunlukla bir fark bulunur. Her ikisinin minnet ve mihneti sana göre aynı olmaz. Belki de düşmanının, nimet ve rahatını tabii olarak iyi görmezsin. Ve sen tabiatını değiştirmekle de mes'ûl değilsin. Çünkü bu senin gücün dahilinde değildir. Fakat iki şeyden mes'ûlsün. Biri söz ve hareketle bunu bildirmemektir. Diğeri aklın ile bu kötü sıfatı beğenmeyesin ve bu kötü sıfatın senden yok olmasını dileyesin. Bunu yapar isen hased günahından kurtulursun. Çünkü hased haramdır ve hased kalbin işi olup, bedenin işi değildir.

Bir müslümanın acı çekmesini isteyip, onun saadetine üzülen elbette mes'ûldür. Ancak kendisinin bu kötü sıfatını beğenmezse, mes'ûliyetten kurtulur. Fakat hasedden tamamen kurtulan kimse, kendisine tevhid'in galib olduğu kimsedir. Onun dostu ve düşmanı olmaz. Hepsine Allahü Teâlâ'nın kulu nazarı ile bakar.

Riyad-ün-Nâsihinde de Hased hakkında şöyle mâlûmat vardır:

Hased: Başkasının iyiliğine ve elindeki nimete üzülmek ve ondan gitmesini istemektir. Hased edici hiçbir zaman rahat ve huzur içinde olmaz.

Hadisi şerifte buyurulmuştur ki:

-Hased edici için rahatlık yoktur.

Hükemâ derler ki: Hased öyle bir iç hastalığıdır ki, ona hiç bir doktor çâre bulamaz. Bütün doktorların çare bulamadıkları üç hastalık vardır. Bunların en kötüsü hasûd olmaktır.

Bunun için Şibli (rahmetullahi aleyh)

-Yarabbi beni hased edici eyleme, hased edilen eyle buyurmuştur. Çünkü hased edici, hased edilende kendinde bulunmayan bir kemâl görmektedir ve hased etmektedir. Hased edenin hasedine sabretmeli. Bu şekildeki sabır onu öldürür.

Gene hukemâdan biri:

-Hasûd, yani hased edici şerefli değildir, bedende hased, esed, yani aslan gibidir, buyuruyor.

Muğni tefsirinde deniliyor ki: Harîs mahrûmdur. Bahîl mezmumdur(aşağılıktır). Hasûd mağmumdur, yani hased edici daima gamlı ve kederlidir. Halbuki rızık ezelde taksim edilmiştir.

Medârik tefsirinde deniliyor ki:

Yeryüzünde ilk işlenen günah, hased sebebiyledir. Kabil Hâbil'e hased etti ve onu öldürdü. Böylece ebediyyen merdûd oldu. Gökde de ilk işlenen günah hased sebebiyledir. İblis, Âdem aleyhisselama hased etti. Bu yüzden mel'un oldu.

Yine Felâk sûresinin tefsirinde deniliyor ki:

Hasedden daha kötü bir şey olsaydı, bu sûre onun hakkında olurdu. Felâk sûresinin sonunda:

"Hased edicinin hasedinden... Sabahın Rabbine sığınırım", buyuruldu.