Hac hakkındaki ayeti kerimeler.
- "Hac (ayları) bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda) haccı (kendine) farz eder (ihrama girerse) artık hacda kadına yaklaşmak, günah yapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Bir de (hac seferine yetecek miktarda) azıklanın. Muhakkak ki azığın en hayırlısı (dilenmekten, insanlara yük olmaktan) kaçınmaktır. Ey kamil akıl sahipleri benden korkun." (Bakara, 197)
- "Orada apaçık alametler, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hac (ve ziyaret) etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim küfrederse şüphesiz ki Allah alemlerden ganî (müstağni) dir." (Ali İmran, 97)
Resulü Ekrem sallallahü teala aleyhi ve sellem buyurur.
- "Kim hac (vazifesini) yapar da boş (ve fuhşa dair) söz etmezse anasından doğduğu gün (deki) gibi (günahsız olarak yurduna) döner." (Buhari)
- "Haccı îfa etmeğe acele ediniz. -Resulüllah sallalahü aleyhi ve sellem, bununla farz olan haccı kastetmiştir -Zira hiç biriniz kendisine ne arız olacağını bilemez." (et-Tergîb ve't-Terhib)
Gene buyurdular
- "Haccediniz! Çünkü hac, suyun kiri yıkadığı gibi günahları arıtır. (et-Tergîb ve't-Terhib)
Ebû Hüreyre radıyallahü anh anlatır, sallallahü aleyhi ve sellem efendimize;
- "Amellerin faziletçe en üstünü hangisidir?" deye sorulmuştu. Resulü Ekrem hazretleri buyurdu:
- "Allah'a ve Resûlüne imandır." Sonra hangisidir denildi.
- "Allah yolunda cihaddır." Daha
sonra hangisidir denildi.
- "Hacc-ı mebrûrdur" buyurdu. (Buhari)
Müminlerin annesi Aişe radıyallahü anha, Resulü Ekrem efendimize hitaben şöyle demişdi:
- "Ey Allah'ın Resulü, biz kadınlar, cihadı, faziletçe işlerin en üstünü görüyoruz. Biz de cihad edemez miyiz?"
Resulü Ekrem sallalalahü aleyhi ve sellem:
- "Sizin için cihadın faziletlisi hacc-ı mebrûrdur." buyurdu.
Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu:
- "Allah her gün Beyt-i haramını ziyaret edenler üzerine yüz yirmi rahmet indirir. Altmışı tavaf edenler, kırkı namaz kılanlar, yirmisi de (Kabe'ye) bakanlar için (indirilmekde) dir." (et-Tergîb ve't-Terhib)
Ömer ibni Abdülaziz anlatır:
Bir defa Musa aleyhisselam Allahü Tealaya niyazda bulunarak sordu:
- İlahi, hacc nedir? Allahü Teala buyurdu:
- "Hacc, benim bütün beytlere üstün kıldığım beytimi ziyaret etmek, dostum İbrahim'in inşa ettiği haremine ihtiram göstermektir. Yeryüzünün dört bir yanından benim kullarım oraya gelirler. Ve telbiye ile tehliller ederler. Tıpkı bir kulun efendisinin emrine hazır olup bunu diliyle de ifade etmesi gibi...
Musa aleyhisselam yine sordu:
- İlahi, Senin beytini ziyaret etmelerine mukabil onlara vereceğin sevab nedir?
Allah Teala ve tekaddes hazretleri buyurdu:
- Onların günahlarını bağışlayacağım. Hatta kendilerini komşuları ve akrabaları için şefaatçi kılacağım...
Musa aleyhisselam bir daha sordu.
- İlahi onların temiz kazançları yoktur. Kalpleri de pek temiz değildir.
Allah Teala hazretleri buyurdu:
- Ben onların iyilerinin hatırı için, kötülerini bağışlayacağım.
Hasan Basri hazretleri şöyle der:
- Melekler hacıları karşılarlar. Deve üzerinde gelenleri selamlar, at ve merkeb üstünde gelenlerle musafaha ederler, yaya olarak gelenlerle de kucaklaşırlar.
Allah ondan razı olsun, Dekkak radıyallah anh'ın rivayetine göre sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşdur:
- Hangi müslüman olursa olsun, sırf Allah yolunda savaşmak maksadıyla evden çıkar da daha harbe girmeden her hangi bir suretle ölürse o şehiddir. Yine hangi müslüman olursa olsun sırf hacc ibadetini eda etmek ve Kabetullahı ziyaretde bulunmak maksadıyla evinden çıkar da daha kabeye varmadan ölürse Allah onu mutlaka cennete koyar.
Abdullah ibni Mes'ud radıyallahü anh anlatır:
- Bir def'asında, biz peygamber sallalahü aleyhi ve sellem ile birlikte Minada bulunuyorduk. Bir ara Yemenden bir kafile geldi. Bunlar sallallahü aleyhi ve sellem'e hitaben:
- Analar, babalar sana feda olsun ya Resûlallah! Bize haccın faziletini anlatır mısınız? dediler.
Resulü ekrem sallahü aleyhi ve sellem de "Peki, anlatayım!" buyurdu ve hemen söze başlayarak şunları söyledi:
- Kim olursa olsun hacc yahut umre yapmak maksadıyla evinden çıkan ve yola düşen bir kimsenin her adım kaldırıp indirdikçe günahları dökülür. Hem de tıpkı güz'ün ağaç yapraklarının dökülmesi gibi. Medine'ye gelip, selam verip, benimle musafaha ettiği anda melekler de onunla selamlaşarak musafaha ederler. Zülhuleyfeye gelip yıkandığında onlar da onu günahlardan temizler. İki yeni elbiseyi (ihramı) giyince Allah da onun iyi amellerini yeniler. Lebbeyk Allahümme lebbeyk dediği zaman Allah da ona, lebbeyk ve sa'deyk diyerek yani "Ey kulum seni dinliyor, sana bakıyorum!" diyerek mukabele eder. Mekkeye girip Kabe'yi ziyaret ettiği ve Safa ile Merve arasında sa'y ettiği zaman Allah kendisini çok hayırlara ulaştırır. Arafatda durarak hacetlerini isterken seslerini yükselttikleri sırada, Allah onlarla yedi kat meleklerine karşı öğünür ve der ki:
- Ey benim meleklerim, ey benim göklerimin sakinleri! Görmüyor musunuz? Benim kullarım uzak mahallerden benim için gelmişler. Saçları dağınık, toz toprak içindeler. Varlarını yoklarını benim uğrumda harcamışlar, bedenî sıkıntılara düşmüşler. İzzetim, Celalim ve Keremim hakkı için söylüyorum ki, onların iyiliklerinin yüzü suyu hürmetine günahlarını da affedeceğim. Sonra her birini sanki analarından yeni doğmuşcasına günahtan temizleyeceğim. Taş attıkları, ve Kabeyi ziyaret ettikleri zaman ise arş içinden gelen bir ses şöyle der:
"Bağışlanmış olarak dönünüz. Yeniden hayata başlayınız ve güzel ameller işleyiniz."
(Gafletten Kurtuluş, sahife 733-734)
Hadis-i Şerifde şöyle buyrulmuştur.
- Günahı en büyük insan, Arafat da vakfe yapıp da Allah'ın kendisini affetmediğini düşünen kişidir. Bir hac Allah yolunda yirmi gazveden daha faziletlidir.
Denildi ki, üzerinde bir defa hac yapılan deve hacca gitmeyen kırk deveden daha bereketlidir. Bir deve üzerinde yedi defa hac yapılırsa, onu cennet bahçelerinde otlatmak Allah'a vacib olur. Bununda tasdiki Nehrani Rahmetullah'ın anlattığı şu husustur:
En Nehranî diyor ki: Bana ulaştığına göre, bir hamam fırıncısı, yakmak için deve kemiklerini getirir fırın içine atar. Kemikler fırından çıkar ikinci defa tekrar atar, yine çıkar. Derken üçüncü defa yine fırından çıkar. Ve şiddetle fırıncının göğsüne çarpar. Tam o sırada hatifden bir ses:
"Yazık sana, bunlar on defa Mekke'ye gitmiş bir devenin kemikleridir. Nasıl olur da bunları ateşte yakarsın?" der.
Hacının bineğine bu kadar şefkat ve merhamet edilirse, artık kendisine ne kadar merhamet edileceğini düşün.
Haccı Mebrûr'un alameti: Hacının Kabe'den, dünyayı terkederek, ahirete rağbetle dönmesidir. Haccı mebrûr'dan dönen kişinin günahları affedilir, duası müstecabdır. Bu sebeble, hacdan dönen kişinin duasına mazhar olmak için çaba sarfetmek ve ondan günahların afvı için dua etmesini istemek müstehabdır.
Hikaye edilir ki: Türklerden biri, Şeyhülislam Ahmed en Namıki el- Cami kuddise sirruh'un meclisine devam etmekte idi. Ve Şeyhülislam, onun başı üzerinde kalkana benzer bir nur görüyordu. Bu zat hacca gitdi. Geri döndüğünde başında artık o nur gözükmez oldu. Bunun üzerine şeyhülislama sebebini sordu. O da şöyle cevap verdi. Sen hacdan önce tazarru ve niyaz sahibi idin. Şimdi ise seni haccın gururlandırdı. Nefsine kadr-ü kıymet verdin. Bu sebeple daha önceki rütbenden indin ve o nur'u göremez oldun. O halde hacıya gerekli olan haramlardan sakınmak, nafakasını helalden kazanmak için gayret sarfetmekdir. Zira Allah Teala ve tekaddes hazretleri helal ve güzel olanı kabul eder.
Hadisi şerifde varid olmuştur ki:
Kim Beytullahı helal kazançla haccederse, Allah Teala atmış olduğu her adıma mukabil kendisine yetmiş hasene (sevab) yazar. Yetmiş günahını siler ve yetmiş derece yükseltir.
(Bakara Süresi Tefsiri, sahife 254)
Hac etmek, mali vaziyeti müsaid ve buluğ yaşına giren ve aklî dengesi yerinde olan her müslümana farzdır. İhmal edildiğinde cezası vardır.
Her hangi bir kimse edasını ihmal ederse, sonra zaman gelir fakir ve yahud yaşlanıp hasta düşerse gene farz olan haccı ifa etmek zorundadır.
Kişinin ömründe bir defa hacc etmesi farzdır. Tekrar tekrar etmek ise müstehabdır ve sevabı çok büyüktür. Hac hem mali hem bedenî bir ibadet olması bakımından pek faziletli bir ibadetdir. Hacda Cenabı Hakkın rızası vardır. Sonra hacda, bütün dünyadan kopup gelen müslümanlar arasında meveddet, sevgi, samîmiyet zuhur eder, pek güzel kaynaşmalar olur. Zahiren lisanları, ırkları, örf-ü adetleri ayrıdır ama kalbleri Allah'ın aşkıyla doludur. Bu sebeple birbirlerine karşı sevgileri çoktur. Birbirlerinin haklarına, hukuklarına saygılıdırlar. Sonra huşu ve tevazu üzere hac edenler, kendilerini Cenab-ı Hakkın huzurunda bilirler, edeblerini muhafaza ettikleri kadar, tefekkür kabiliyetleri artar ve daimi Cenab-ı Hakkın huzurunda olmuş olurlar.
Cenab-ı Hakk hac edenlerin kalplerini açar, gönüllerine zenginlik verir. Dikkat edersek bugün memleketimizde hayır işlerini yürütenler mükerreren hacca gidenlerdir.
İmam-ı Azam hazretlerinin binlerce talebesi ve başka meşgaleleri olduğu halde, haccın ehemmiyetine binaen vaktinin yarısı yahut üçte birini hac seferine tahsis etmişti. Halbuki o zamanki şartlar altında deve üzerinde Bağdad'dan Mekkei Mükerreme ve Medinei Münevvere yi ziyaret etmek zordu. Bunun ne kadar meşakkatli bir sefer olduğunu teemmül edelim. Bu şekilde, bir rivayete göre kırk bir diğer rivayete göre elli üç kere hac etmişlerdir. Allah dostları fırsat düştükçe hacca gitmeyi büyük ganimet bilmişlerdir.
Şamda Hacı Yakub efendi namında maneviyatlı, ehl-i hal bir şahıs vardı. Şamda pek çok mücahid ve mürşidler olduğu halde, muhterem üstadımız Samî Efendi hazretlerinin bu zata karşı istisnai sevgisi vardı.
İşte bahsettiğimiz Hacı Yakub Efendi, Cenabı Hakkın kendisine bahşettiği sıhhat ve iman sayesinde yüz küsur yaşına kadar ara vermeden hacca devam etmişlerdir.
Muhterem Sultan-ül Arifin Mahmûd Samî hazretleri 1962-1974 senelerinde daimi hacca gitmişler, sonra rahatsızlıkları dolayısıyla gidememişler. Bundan sonra devlethanesinden ancak cuma namazlarında çıkmışlar, bu zamanlarında ihvan sohbetlerine devam ile kulluk neyi icap ediyorsa öylece şerefli bir hayat yaşamışlardır.
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin muhtelif hadis-i şerifleri:
- "Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sanki beni hal-i hayatımda ziyaret etmiştir." (Taberani ve Dare Kutnî)
- "Kim ki imkan bulur, eli geniş olduğu halde beni ziyarete gelmez ise, muhakkak beni ta'ciz etmiş ve bana cefa vermiş olur." (İbni Adiyy, Dare kutnî)
- "Kim ki sadece beni ziyaret etmeği düşünerek ziyaretime gelirse, beni ona şefaatçi kılmak Cenab-ı Hakka (lütfi ilahisi olarak) hak olur." (Taberani, ibn-i Ömer'den)
Medine-i Münevverenin ziyaretini kasteden bir kimse, yolda bol bol salevat-ı şerife getirmelidir. Ne zamanki Medine-i Münevverenin duvar ve ağaçları uzaklardan görünürse şöyle demelidir:
- Ey Allah'ım! Şu görünen Senin Resulünün haremidir. Onu bana ateşten siper yap, azab ve kötü hesabtan da emniyet mahalli kıl.
Medine'ye girmezden evvel imkan olursa gusletmelidir. Güzel kokular sürünüp elbiselerin en iyi ve güzelini giymelidir. Medine-i Münevvereye ayak bastığı zaman mütevaziyane alçak gönüllülükle, ta'zim ederek girmelidir ve şöyle dua etmelidir:
- Allah'ın ismi ile Medine-i Münevvere'ye giriyorum. Resûlullahın milleti üzerine Medine'ye. Ey Rabbım! Beni doğru bir girişle Medine'ye sok ve doğru bir çıkışla Medine'den çıkar. Nezdinde bana yardım edecek bir kuvvet ihsan eyle.
Sonra mescidi nebeviye girilir. Müsaid ise Ravzaya girer, yani minberi sağına alarak iki rekat namaz kılar. Sonra Resûlullah sallalahü aleyhi ve sellem efendimizin mübarek kabri şerifinin önüne gelinir.
- Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın peygamberi, Allah'ın emini, Allah'ın Habibi, Allah'ın seçkin kulu, Allah'ın en hayırlı kulu selam sana... Ey Ahmed Ey Muhammed Ey Ebül Kasım. Ey Ademoğullarının en şereflisi, peygamberlerin efendisi, ey hayrın önderi, iyiliklerin fatihi, selam sana, senin pak eshabına! Sonra Abdülkadir Geylani hazretlerinin tertib ettiği ve huzuru peygamberide okuduğu salevatı şerife(1) okunulur, ezberinde olmayanlar, Cenab-ı Hakkdan, sallallahü aleyhi ve sellem hürmetine dileklerde bulunurlar. Bu dilekler:
- "Ya Rabbi! Beni sana yaklaştıracak amel ve ibadetlerle merzuk eyle, rızıklandır. Her halimiz ve hareketimiz senin rızana muvafık olsun, bizi kendi halimize bırakma! Daima hakikati göster, hatalardan muhafaza eyle, çoluğumuza çocuğumuza dünyevî ve uhrevî seadetler ver, ve ateş azabından koru." gibi dualar etmelidir.
Daha sonra bir fatiha-i şerife, üç ihlas-ı şerif okuyub Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz ve yanında kabri şerifleri bulunan Ebu Bekir Sıddık, Ömer bin Hattab radıyallahü anhüm hazretlerinin ruhu alilerine hediye edilmelidir.
Dipnotlar: (1) Dualar ve Zikirler, Mahmud Samî Ramazanoğlu, Arapça kısım, sayfa: 25-28.