Abdullah İbni Mes'ud radıyallahu anh bu kadar iltifatı ilâhiyyeye mazhar oldukları halde, sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin:
"-Allahım! Beni güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleşdir" diye dua ettiğini bildirir.
Gene sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurur:
-Mü'minlerin en faziletlisi ahlâkı en güzel olanıdır.
-İnsanı kâmil, o mü'mindir ki, güzel ahlâk sahibi olup ve ehline lutfu ziyade olandır.
-Güzel ahlâk hatayı giderir, suyun kiri giderdiği gibi. Kötü ahlâk da ameli bozar, sirkenin balı bozduğu gibi.
Hazreti Âişe radıyallahu anhâ'dan: Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz;
-Ya Âişe kim ki rıfk, mülâyemet ve itidalden nasibini almış ise dünyanın da, ahiretin de en hayırlı metaına nail olmuş demektir. Kim ki rıfk, mülâyemet ve itidalden mahrum kalmış ise, dünyanın da ahiretin de en hayırlı metaından mahrum kalmış demektir.
Resûlü ekrem efendimize soruldu:
-Amellerin hangisi daha faziletlidir?
-Güzel ahlâk, buyurdular.
Gene sallallahü aleyhi ve sellem efendimize soruldu:
-İmân bakımından mü'minlerin hangisi daha faziletlidir?
-Ahlâkça en güzel olanlar.
Gene Resûlü ekrem efendimize soruldu:
-Kula verilen şeyin en hayırlısı nedir?
-Güzel ahlâkdır, buyurdular.
Gene Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
-Kıyâmet günü ameller tartılırken teraziye ilk konacak şey güzel ahlâk ve cömertliktir.
Resûlü ekrem efendimize:
-Bir kadın vardır ki, gündüz oruç tutar, geceleri de devamlı namaz kılar, fakat komşuları ile geçinmez, onlara eziyet eder.
Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
-Onda hayır yoktur, o cehennem ehlindendir.
Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:
-Halîm (yumuşak) ahlâklı olanlar dünyada ve ahirette büyük ve muhteremdirler.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz,
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'a hitaben:
-Oğulcağızım, sen kalbinde hiç kimseye karşı kin ve düşmanlık beslemeden bulunmağa, güç yetirebildiğin sürece öyle yapmağa devam et (Tirmizi, ilim) buyurdu. Sonra tekrar:
-İmândan sonra aklın başı, halkla güzel geçinmekdir, halkı sevmek onlarla kaynaşıb, gerekdiğinde danışmaktır. Çünkü danışanın işi rast gider, kendi fikriyle hareket edenin sonu iflâstır.
Abdülkâdir Geylânî kuddise sirruh güzel ahlâklı Allah dostlarını şöyle tarif etmekdedir:
-Allah dostlarının tavırları ne şaşılacak şeydir. Halleri ne kadar da güzeldir. Allahü Teâlâ hazretlerinden kendilerine gelen her şey güzeldir. Allah Teâlâ onları marifetullah üsaresi ile sulamış, kendi lütfunun hücresinde uyutmuş, bizzat kendisi ile ünsiyet etdirmiştir. Hiç şüphe yok ki onların Allah ile beraber bulunmaları ve ondan başka herşeyden alakalarını kesmeleri, elbette güzel olacaktır. Onlar, Allah'ın huzurunda, ona layık olmayan hiç bir harekete tevessül etmezler. Kendilerini bir heybet sarmışdır. Allah diler kendilerini diriltir, ayağa kaldırır ihya eder, uyandırır. Onlar Allah'ın huzurunda tıpkı mağaralarındaki ashab-ı kehf gibidirler.
Allah dostları, insanların en akıllılarıdır. Her hallerinde Rabblarından mağfiret ve kurtuluş taleb ederler. İşte onların himmet ve gayreti budur. Onlarca yapılması gereken en mühim şey budur. Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri hakiki İslâm'a gönül verenlere ve aşağıdaki güzel sıfatlarla bezenenlere mağfiret ve mükâfat va'd ediyor.
-Gerçekten Allah'ın emrine boyun eğen bütün erkek ve kadınlar (gereği üzere Allah'ı ve peygamberi tasdik eden) mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, ibâdete devam eden erkek ve kadınlar, (iş ve sözlerinde) sâdık erkekler ve kadınlar, sabreden erkekler ve kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve kadınlar; çok zikreden erkekler ve kadınlar, var ya, Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamışdır. (Ahzab, 35)
Sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
-İnsana verilen şeylerin hayırlısı güzel huydur.
-İktisat, yani tutumlu olmak, dirlik ve düzenli olmanın yarısı; güzel huy da dinin yarısıdır.
-Allah'a imândan sonra, aklın baş (da gelen anlayış)ı utanma ve güzel huydur.
-Kimin huyu kötü olursa, kendini azaba uğratır, kimin kalbinde üzüntüsü çoğalırsa vücudu hasta olur. Kim bir takım adamlarla münakaşaya tutuşur, çekişirse kerameti gider. İnsanlığı (nın derecesi) düşer.
Allah'ın Öğrettiği Âdâb
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Muaz radıyallahu anh'a şöyle tavsiyelerde bulunmuştur:
-Ya Muaz! Sana takvâyı, doğru sözlülüğü, ahde vefayı, emaneti yerine getirmeyi, hıyaneti bırakmayı, anlaşmayı muhafaza etmeyi, yetime şefkat göstermeyi, yumuşak huylu olmayı, selâmı yaymayı, güzel muameleyi, emelleri azaltıb, amellere dönmeyi, imâna sarılmayı, Kur'an'ı inceden inceye anlamağa çalışmayı, ahireti sevmeyi, hesabdan korkmayı, şefkatli ve merhametli olmayı tavsiye ederim. Yumuşak başlı kimselere söğmekten doğru adamı yalanlamakdan, günahlara tama etmekden, âdil devlet adamlarına karşı gelmekden, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakdan sakın. Sana tenhada kalabalıkta, her yerde Allah'dan korkmayı tavsiye ederim. Her günahdan sonra tevbe etmeğe bak. Sır, sır olarak, alenî olan da öylece gizli tutulmalıdır. Bunlar, Allah'ın kullarına öğretdiği âdâbdır. Allah kullarını iyi ahlâka ve güzel âdâba çağırır.
(İbn Hanbel, 5/245; Ebu Nuaym, Hilyetü'l-Evliya)
Şeyh Salih Ebu Zür'a b. el-Hafız Ebi'l-Fadl Muhammed b. Tâhir el-Makdisi Âişe radıyallahu anhâ'dan şu hadis-i şerifi nakleder:
-Mekârim-i ahlâk ondur; Babada bulunur, oğlunda bulunmaz. Oğlunda olur, babasında olmaz. Kölede olur, efendisinde olmaz. Allah Teâlâ saâdet murad ettiği kimselere onu taksim etmiştir. Onlar da:
Doğru sözlülük, Ümidsizlik halinde bile doğruluk,
Komşusu ve arkadaşı aç iken karnını doyurmamak, onları da düşünmek,
İsteyene vermek,
İyiliğe iyilikle mukabele,
Emâneti korumak,
Sıla-ı rahm yapmak,
Arkadaşının kusurlarını örtmek,
Misafiri ağırlamak,
Ve hepsinin başı hayâ. (Muvatta, Kelâm 17; İbn Hanbel, II/177)
Enes radıyallahu anh rivayeti ile:
Seyyidü'l-Beşer sallallahu aleyhi ve sellemin maiyyetinde idim. Üzerinde kenarı kalın bir elbise vardı. Bir bedevi onun ridasını öyle şiddetle çekdi ki, o elbisenin kenarı onun mübarek boynu tarafında iz bırakdı. Ve sonra şöyle dedi:
-Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Benim şu iki deveme nezdindeki Allah'ın malından erzak yükle. Çünkü benim için ne kendi malından ne de babanın malından (erzak) yükleyecek değilsin.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem biraz sükut etdikten sonra buyurdu ki:
-Mal Allah'ın malıdır. Ben de onun kuluyum.
Sonra şöyle buyurdu:
-Ey Arabi! Bana yapdığın bu şeyin tıpkısı ceza olarak hakkında tatbik edilsin mi?
Bedevi:
-Hayır çünkü sen kötülüğe, kötülükle mukabele etmezsin.
Bu cevab karşısında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz güldü. Sonra onun bir devesine arpa, bir devesine de hurma yükletilmesini emretti.
Hazreti Âişe radıyallahu anhâ buyurur ki:
-Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şahsan uğradığı bir haksızlığa, zulme karşı intikam almazdı. Meğer ki o kötülük Allah'ın ve halkın haklarına tecavüz mahiyetinde olsun. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, hiç bir hizmetçiyi, hiç bir kadını döğmemiştir.
Huzûru saâdete gelen bir zat, Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin heybetinden titremiştir. Bunun üzerine Mefharı mevcudat efendimiz:
-Korkma! Müsterih ol! Çünkü ben bir hükümdar değilim. Ben ancak kadit (kurutulmuş et) yiyen Kureyş'den bir kadının oğluyum buyurarak onu sükûna davet etmişdir.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
-Malumun olmayan kimseye hilm edib, sana zulm edeni afvedib, seni mahrum edeni îtâ edib ve senden munkatı olan zatı sen ziyaret edesin. Yani bu ef'aldir. (Taberânî, Bezzaz)
Enes b. Mâlik radıyallahu anh buyurur:
-İnsan güzel ahlâk sayesinde, cennetin âli derecelerine yükselebilir. Buna karşılık ibâdeti çok olsa da, kötü huyu sebebiyle, cehennemin derinliklerine yuvarlanabilir.
Vehb b. Münebbih buyurur:
-Kötü huylu insan, kırılmış saksı gibidir. Ne saksıdır, ne de çamur.
Cüneyd kuddise sirruh buyurur:
-Kişinin ilmi ve ameli az olsa da dört şey onu üstün mevkilere yükseltebilir. Bunlar da: Hilm, Tevazu, Cömertlik ve Güzel Ahlâkdır.
Yahya b. Muaz-ı Razi buyurur:
-Kötü huy öyle bir günahtır ki, onunla beraber işlenen çok iyilikler menfaat vermez ve güzel ahlâk öyle bir iyilikdir ki, onun sayesinde, günahların bir çoğu zarar vermez.
Kettâni kuddise sirruh buyurur:
-Tasavvuf dediğin ahlâkdır, ahlâkını güzelleştirip arıtan, tasavvufunu arıtmış olur.
Kalbi Tedavi İçin
Güzel ahlâk peygamberin sıfatı ve sıddîkların en makbûl amellerindendir. Aslında güzel ahlâk, imânın yarısıdır. Takvâ sahiblerinin mücâhedelerinin meyvesidir. İbâdet edenlerin riyazetidir.
Kötü huy ise, öldürücü bir zehir, insan beynini kemiren bir tehlike, açık bir zillet, bir rezâlettir. Allah'dan uzaklaşdıran bir pislik ve sahibini şeytan yoluna iten bir kötülüktür. İyi ahlâk, kalben cennet nimetlerine açılan ve Rahman'a yaklaşdıran bir kapı olduğu gibi, kötü huy da kalbleri saracak olan ve Allahü Teâlâ'nın yakdığı cehennem ateşine açılan bir kapıdır. Kötü huy, nefsin hastalığı ve kalbin marazıdır. Şu var ki, bedenî hastlıklar maddî hayatı yok eder, kalbî hastalıklar ise ebedî hayatı mahveder.
Fâni dünya hayatını sona erdirecek olan cismâni hastalıklardan korunmak için ilâç terkiblerini öğrenmekde tabiblerin şiddetle dikkat ve itina göstermeleri gerekdiği gibi, ebedî hayatı mahvedecek olan kalb hastalıklarını tedâvi edecek ilâç terkibini öğrenmenin daha mühim olduğu meydandadır. Tıbbın bu kısmını öğrenmek her akıl sahibine borçdur. Zira hastalıklardan salim bir kalb düşünülemez. Tedâvi cihetine gidilmez ve kendi başına terk edilirse yığılır, dertler çoğalır ve sahibine galebe çalarak onu çökertir. İnsan önce bu hastalıkların menşe'ini, nereden meydana geldiklerini bilmeğe, yani teşhis, sonra da izâlesi için ilâç aramağa muhtaçdır.
Kalbi tedavi ise Allahü Teâlâ'nın
"Kendini arıtan saadete ermişdir" (Şems, 9)
âyetinden muradı budur. Kalbi ihmaline gelince
"Onu fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramışdır."(Şems, 10)
İmam Gazâlî kuddise sirruh hazretleri yukarıdaki sözleri ve ayeti kerimelerle seyrü sülûk yoluna müracaat etmenin kaçınılmaz bir yol olduğuna işaret buyurmuşlardır.
Kur'an-ı Kerim'de sarih olarak, nefsi emmâre, nefsi levvâme, nefsi mülhime, nefsi mutmainne makamları görülmektedir.
Kötü huylardan halâs olub, islâmî güzel ahlâkla mütehallik olabilmek için de, kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi için çalışmak lâzımdır.