Gözyaşı

Gözyaşı

"Bahar yağmurundan yeryüzü yeşillendiği gibi, Kur'an-ı Kerim de kalbin yağmurudur. Ve onu canlandırır."


Malik bin Dinar kuddise sirruh buyurur:

- Din bakımından faydalanmadığın kimse ile dostluğu terk et. Amellerin en güzeli ihlasla yapılan ameldir. Alim bildiği ile amel etmediği zaman, yağmur damlasının, yalçın kayadan kayması gibi va'z ve nasihati gönüllerden silinir gider.

"Bahar yağmurundan yeryüzü yeşillendiği gibi, Kur'an-ı Kerim de kalbin yağmurudur. Ve onu canlandırır."

Ve yine buyurdu ki: Şu üç şey dünyada en güzel kazançdır.

1. Allahü Teala'nın sevgili kullarının sohbetinde bulunmak ve din kardeşleriyle sohbet etmek.

2. Geceleri teheccüd namazı kılmak ve doya doya Kur'an-ı Kerim okumak.

3. Allahü Teala'yı hiç unutmayıp onu zikretmek. Ve şöyle ilave etti: Şu beş şey de bedbahtlığın alametidir.

1. Gözün yaşarmaması.

2. Kalbin katı olması.

3. Hayasızlık.

4. Dünyaya düşkün olmak.

5. Dünya için canından endişe etmekdir. Mümin olan kimse Allahü Teala'dan korkar, boş sözlerden dilini korur.

(Tenbihu'l-müğterin'den)

İmam-ı Şa'rani kuddise sirruh dinimizin güzîdeleri için şöyle buyurur:

- Onların kalbleri yufka, gözleri yaşlı idi. Allah'ın haklarına riayetde kusur etdikleri zaman esirgenmeleri için çok yalvarıp ağlarlardı. Hazreti Ebubekir Sıddîk, Hazreti Ömer el-Faruk, Hazreti Ebu'd-Derda radıyallahu anhum ecmain hep bu makamda idiler. Ömer radıyallahu anh'ın yüzünde, akan göz yaşlarından husule gelmiş iki hat vardı. Abdullah bin Abbas radıyallahu anh da böyle idi. Ömerbin Abdülaziz, Yezid el-Rakkaşî, Fudayl bin iyad,

Bişr-i Hafi, Maruf el-Kerhi de:bu hal ve makamda idiler.

Hakk celle ve ala hazreteri, hepsinden razı olsun!

Yezid el-Rakkaşi. evine girdiği ve sofraya oturduğu zaman hep ağlardı. Arkadaşlarının yanına geldiğinde ağlar ve onları da ağlatırdı. Derdi ki:

- Cehennem benim gibileri için yaratılmıştır.

Ömer bin Abdülaziz de bütün gece ağlardı, çoğu zaman bayılıp düşerdi. Rabia el-Adeviyye de çok ağlar hatta etrafını ıslatacak kadar gözyaşı dökerdi.

Hazreti Ali radıyallahu anh buyurur:

- İyilerin alameti, rengin sarılığı, gözlerin yaşlılığı, dudakların solgunluğudur.

Fudayl bin İyad kuddise sirruh buyurur:

- Ağlamak, yalnız gözün ağlaması değil, ancak kalbin ağlamasıdır. Adam var ki gözleri ağlar fakat kalbi hastadır. Çünkü münafıkların ağlaması kalbden ve içden değil, sadece başdaki gözden gelir.

Adamın biri Sile bin Üşeym hazretlerinin meclisinde gösteriş için ağlamıştı. Oradakiler ona acımışlar ona Allah'dan rahmet dilemişler. O gece rüyasında o adama denilmiş ki: "Seni ağlarken görmelerini istediğin kimseler var ya, ağlamanın sevabını işte onlardan alırsın!"

Salih el-Merri kuddise sirruh buyurur:

- Günahlar kalbi karartır. Bunu ancak ağlamak giderir.

İsa aleyhisselam, yanında kıyamet günü anıldığı zaman, o yavrusunu kaybetmiş bir anne gibi ağlar ve:

- Kıyametten söz edilince sükut etmek, Meryem oğluna yakışmaz buyururdu.

Süfyan Sevri kuddise sirruh buyurur:

- Ağlamak on kısımdır. Bunlardan dokuzu riyadır. Ancak bir tanesi Allah içindir. İşte bu Allah için ağlamak, senede bir defacık dahi olsa kulun cehennemden kurtulmasına inşaallah vesile olur.

Müellif buyuruyor ki:

- Bu hususta ben de derim ki: Kulun makamı ancak hem kalbi, hem de gözü ile ağlamakla kemale erer. Bunlardan yalnız biri ile ağlayan kemale ermemiştir. Bilhassa başkalarına rehberlik makamında bulunan zevat, şahsen kendileri muhtaç olmasalar bile, kendilerine uyanların ihtiyaçları bakımından göz île de ağlamak zorundadırlar. Selefin bu ahlakını terkedemezler. Çünkü kalb ile ağlamağa, başkaları muttali olamazlar. Daha doğrusunu Allah bilir.

Ebu İmran el-Cüveni buyurur ki:

- Hayvanlar kıyamet gününde ademoğullarının başına gelenleri gördüğü zaman:

- Hamdolsun Allah'a ki bizi ademoğlu olarak yaratmamış, diyecekler. Mekhul el-Dımeşki kuddise sirruh buyurur:

- Birini ağlar iken gördüğünüz zaman onunla beraber siz de ağlayınız. O kimsenin riya yaptığı zannına kapılmayınız. Ben bir adam hakkında böyle bir zanna kapılmıştım da, bunun cezası olarak bir sene ağlamak faziletinden mahrum kaldım.

Anlaşılmış oluyor ki Kur'an-ı Kerim'i dinlerken kalben ağlamadığı halde salihlik iddiasında bulunan her şahıs, bu iddiasında yalancı olmuş oluyor. Çünkü katı kalblilik salihlerin ahlakına aykırıdır. Sen bunu, böylece bil.

Ebu Hasan Harkani kuddise sirruh buyurur:

- Hep sevindirici şeyleri arama; bazen seni üzecek şeyleri ara ki ağlayasın, göz yaşların görüle. Allah ağlayanları sever.

Bilhassa seyr u sülük yolunda olanların, bidayet hallerinde gözlerinden şakır şakır göz yaşı akıtmaları (Allah'ın izniyle) gerekir. Otuz, kırk sene evvelki saliklerin kısm-ı azamında bu güzel hal görülüyordu.

Maalesef bu günkü kazançların gayrı meşru yani şüpheli karışık olması ve bunun tesiriyle, yiyeceklerin, içeceklerin haram-helal tefrik edilmeden yenilmesinden dolayı, kalb ve gönül alemi tekamül edemiyor. Ve matlüb olan, aranılan o güzel göz yaşından mahrum kalınıyor.

Göz yaşından gaye, Allah sevgisi, Allah korkusu, Allah'ın azamet ve ceberûtunu tefekkür ederek akıtılan göz yaşıdır.

Üstazımız hazretlerinin Hulefasından Mustafa Doğanay buyurmuşdur ki:

- Bundan sonra keramet ve gözyaşı beklemeyin, çünkü yenilenler içilenler hep şüpheli. O bu sözlerini takriben otuz küsür sene evvel söylemişti. Halbuki o seneden beri kazançların ne hale geldiğini düşünelim. Allahü Teala'nın dostlarından birinin:

- Sen çocuğuna helal lokma yedir, gerisi için endişe etme, sözü meşhurdur.

Allahü Teala ve tekaddes hazretlerinin emirlerine ve yasaklarına yani Kur'an ahkamına uymıyan her hareket batıl ve dalaletdir.

Takriben otuz sene kadar evvel İzmir'de, gene Mustafa Doğanay amca fakire hitaben:

- Bazı tesettüre riayet etmeyen kadınların letaiflerinde yani manevi yolda terakki etdikleri söylenilmekdedir, buyurdu.

Halbuki Rabbımız zülcelal vel kemal hazretlerinin emirlerine riayet etmeyenler nasıl manevi derece alırlar? Hatta zühd üç kısımdır. Avamın zühdü haramdan ve helalden kaçınmakdır, buyurulmaktadır. Bir kul ki temel mesabesinde olan bunlara dikkat etmezse, nasıl olur da veliler yolundan istifade eder?

Fakir de cevaben:

- Bu mühim bir husus. Muhterem Üstazımız yandaki odada bulunduklarına göre gidiniz, müsaade alarak huzurlarına giriniz, sizi bu hususda tenvir ederler, dedim. Huzura çıkıp yarım saat sonra döndüklerinde:

- Zayıf temele bina inşa edilmez. O vaziyetde olduklarını zan edenler istidraçdan kendilerini kurtaramazlar, buyurulduğunu söylediler. Hakka vasıl olmak isteyenler bu hususlara, yani Allahü Teala'nın Kur'an'daki emirlerine yasaklarına riayet etmezlerse aradıklarını nasıl bulurlar.

Ashabı kiram radıyallahu anhüm hazeratının hemen hemen hepsinin gözleri yaşlı idi. Ufak bir hata işlediklerinde onu büyük görürler, hemen göz yaşlarıyla istiğfar ederlerdi. Cenab-ı Hakk'ın haşyeti karşısında daima uyanık olurlar, onun gaffarlığını settarlığını yakinen bildikleri halde kulluk vazifelerinde en ufak ihmalleri görülmezdi. Cennetle tebşir edilen aşere-i mübeşşere radıyallahu anhüm ecmain hazeratı dahi bu iltifat-ı ilahîyeye mazhar oldukları halde gözleri yaşlı gönülleri Rablarına sımsıkı bağlı idi.

Gözyaşı dökerek dua ve istiğfar etmek pek faziletli olduğu gibi, Kur'an okurken dinlerken ağlamak müstehabdır.

Zira Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

"Kur'an okurken ağlayın. Eğer ağlayamazsanız ağlar gibi yapın." (İbni Mace, Saad bin Ebi Vak-kas'dan)

"Kur'an'ı hüzünlenerek (duygulanarak) okumayan bizden değildir." (Buhari, Ebu Hureyre'den)

Diğer bir hadis-i şeriflerinde:

"Kur'an-ı Kerim hüzün ile inmiştir. Onu okurken kusurlarınıza ve ilerideki tehlikelere karşı üzüntünüzü gösteriniz." buyurmuşlardır. (Ebu Ya'la İbn-i Ömer'den)

Salih Merri hazretleri diyor ki:

- Rüyamda Kur'an-ı Kerim'i, Resüli Ekremin huzurunda hatmettim. Resül-i Ekrem:

"Ya Salih! Kur'an'ı okudun, fakat göz yaşın hani?"diye buyurdular.

İbni Abbas: Sübhanellezi'nin secde ayetini okuduğunuz zaman ağlamadan secde etmeyin. Eğer gözünüz ağlamıyorsa buna üzülerek kalbiniz ağlasın, sonra secde edin" buyurmuşlardır.

Üzüntüsünü açıklamanın yolu, oradaki korkutucu ve azab verici misak ve muahede ayetlerini sonra da nehy ve emirlerine karşı kusurlarını düşünmekle olur. Hem de ağlar, şayet temiz kalbli insanlar gibi ağlayamıyorsa, ağlayamadığına mahzun olmalıdır. Çünkü Kur'an'ın bu gibi ayetlerine hüzün duymamak büyük bir musibetliktir.

Secde ayetlerinin hakkına riayet etmelidir. Secde ayeti okunduğu zaman hemen secdeye kapanmalı, başkasından secde ayetini duyduğu zaman onunla secde etmeli. Abdestsiz secde etmemelidir. Secdeye vardığı zaman da:

"Allah korkusundan secdeye kapanır ve Rablerine hamdederek onu noksan sıfatlardan tenzih ederler ve onlar kibir etmezler." (Secde suresi (32), 15) ayetini okumalı.

İşte ashab-ı kiram hazeratı, Fahri kainat efendimiz hazretlerinin bir kerre olsun huzuru alilerinde bulundukları için sahabilik mertebesi ile şereflenmişler ve nasiblerine göre Resulü ekrem efendimizin güzel hal ve ahlakından istifade etmişlerdir.

En mühimlerinden olan gözyaşı hemen hemen hepsinde görülürdü. Neş'eli neş'esiz zamanlarında gözlerinden seller gibi yaş akıtırlardı.

Aşıklardan biri ne güzel nasihat ediyor:

Yunus Emre hazretleri olsa gerek

Bu fenada bir garibsin
Gülme gülme ağla gönül.
Derdin dahi çoktur senin
Gülme gülme ağla gönül.

İşin gücün cevr u cefa
Bu dünya kime kıldı vefa
Hani Muhammed Mustafa
Gülme gülme ağla gönül.

Ebu Bekir Sıddık veli
Ömer Osman Hazreti Ali
Onlar peygamberin yar-i
Gülme gülme ağla gönül.

Onlar cihana geldiler
Hep gittiler kalmadılar
Ağladılar gülmediler
Sen de gülme ağla gönül.

Sayın Yavuz Bülent Bakiler Beyefendi'den:

AĞLAMASINI BİLEN BİR CUMHURBAŞKANI

Türkiye Gazetesi'nde Servet Kabaklı da yazdı. Mücahid Ören de. Merhum Cumhurbaşkanımız, son Orta Asya gezisinde, Buhara'da Şah-ı Nakşbend hazretlerinin kabrini de ziyaret etmiştir. Sonra da o kabrin hemen yanı başında bulunan bir mescidde iki rekat şükür namazı kılmışlar. Cumhurbaşkanımız göz yaşları içinde secdeye kapanıp niyazda bulunmuşlar.

Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın bütün Türk dünyasının gönlünde, bir kutub yıldızının güzelliğiyle parlayıp duran Hace Muhammed Bahaed-din Nakşibend hazretlerinin manevi huzurlarında göz yaşı dökmesi, beni çok duygulandırdı. Aklıma peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin binbir türlü incelikler ve güzelliklerle ürpertici duası geldi:

"Allahım! Bana ağlamasını bilen bir çift göz ver."

Ağlamasını bilmek, bence insan olmanın dolayısıyla merhametin, asaletin, adaletin, saadetin ve billurdan medeniyetin ilk şartı. Ömer Öztürkmen ağabeyimin bir kitabı, şimdi bir gül güzelliğiyle gönlümdedir. İslam Gözyaşı Medeniyeti!

Şimdi gözyaşı medeniyeti de ne demekmiş? diyenler çıkabilir. İnsanları bir ot gibi, bir böcek gibi görenlere, merhametten nasibi olmayanlara gözyaşı medeniyetini nasıl anlatabilirim. Milyonlarca insanın gönlü üzerinde tepinib duranlar, zulüm kanunlarıyla ve zulüm hafiyeleri ile, gönüllerimizi çarmıha germek isteyenler ağlayabilmenin ne demek olduğunu nereden bilecekler.

Geçen yıl Buhara'yı, Kasr-ı Arifan'ı ben de ziyaret etdim. Sevenleri Şah-ı Nakşbend hazretlerinin kabrini siyah taşlarla yapmışlar, yerden iki metre yüksekliğinde dört veya beş metre uzunluğunda. Geniş cepheli heybetli bir kabir.

Şah-ı Nakşbend hazretlerini tanıdıktan sonra, onu sevmemek, aydınlığında savurulmamak, gözyaşı dökmemek mümkün değil. Nitekim beraber bulunduğum şair arkadaşım Mehmed Akif İnan da kabrin bir tarafında elpençe divan durarak, sol yanı ve kafasını siyah taşlara adeta yapıştırarak, için için ağlamaya başladı. Ben de göz yaşlarımı tutamadım.

Merhum Cumhurbaşkanımız Özal'ın Buhara'daki göz yaşlarından ve niyazından haberdar olunca, içimdeki bir büyük boşluğun birden bire dolduğunu hissettim. Anladım ki merhum Turgut Özal "Ağlamasını bilen gözlerle" Hakka el açan ve kendi halkıyla birlikde Hakk'ın huzurunda secdeye kapanan bizim ilk Cumhurbaşkanımızdır. Bu çok mu önemli? diyeceksiniz. Devlet ve millet bütünlüğünün önemini bilenler için elbette çok önemli.

"Allah diyenleri, yallah diye zindanlara tıkmak isteyen" kart kafalar, bir cumhurbaşkanının milletiyle bütünleşmesini, kulluğunu idrak ederek Hakk'ın karşısında gözyaşlarıyla secdeye kapanmasını elbette anlayamazlar modern yobazlarla iki laf bile edemem.

Ben bu teslimiyetin, ben bu inancın güzelliğini, huzurunu... "Dinsiz ilim kördür; ilimsiz din ise topaldır" diyen meşhur atom alimi Aynstain-enstein ile konuşabilirim, ama şu yirminci asırda bile, laikliği hala ruhsuz, köksüz, ipsiz yaşamak şeklinde anlayan modern yobazlarla iki laf bile edemem.

Orta Asya Türklüğünün, komünizmin anlatılmaz zulmüne rağmen "Ruh köklerine" bağlı kalmalarında Şah-ı Nakşbend hazretlerinin büyük tesirleri var. O bakımdan Ruslar, uzun yıllar, onun kabrini müslüman Türklere hep yasaklayıp durmuşlardır. Buhara da biryaşlı Türk'ün söyledikleri hala kulağımdadır:

- Bir zamanlar, bizim demir perdemiz de işte bu Kasr-ı arifan duvarlarıydı. Komünistler Şah-ı Nakşbendi'yi ziyarete gelenleri burada kurşuna diziyorlardı."

Peki ne demişdi sağlığında Şah-ı Nakşbendi hazretleri? Ruslar neden Orta Asya Türklüğünü ondan koparmaya çalışıyorlardı? Türkiye'de bir takım ağızlar, Şah-ı Nakşbendi yolunda yürüyenlere neden? Gericiler! Yobazlar! İnkılap ve ilke düşmanları" diye saldırıp duruyorlar.

Mezhebler ve tarikatlar tarihi, Nakşibendi tarikatının sekiz ana temelini şöyle açıklıyor:

Nakşibendi yoluna giren bir kimse: 1. Daima mütebessim (güler yüzlü) olacakdır. 2. Şefkatte güneş gibi olacakdır. 3. Tevazuda (alçak gönüllülükde) toprak gibi olacakdır. 4. Allah'a teslimiyette ölü gibi olacakdır. 5. Daima sabırlı ve terbiyeli olacakdır. 6. Ayıbları örtmekde geceler gibi olacakdır. 7. Cömerdlikde sular gibi olacakdır. 8. Kalbini Allah'ın adını anarak nurlandıracakdır (zikr-i daimiye devamlı olmağa gayretli olacakdır).

Hollanda'nın Amsterdam şehrinde bir Yunus Emre sohbetinde, bir papaz ve bir çok Hollandalı bu sekiz prensibi defterlerine not ederek bana şöyle dediler:

- 21. yüzyılda insanlığın kurtulması işte bu ana esaslara bağlanmasıyla mümkündür.

İçimizdeki Rus yeniçerilerinin merhum cumhurbaşkanımıza inancından ve yürüdüğü aydınlık yoldan ötürü neden saldırdıklarını bilmem anlatabildim mi?

Rahmet olsun O'na ve selam olsun ağlamasını bilenlere.

Allahım beni senin rızan için secde edenlerden, sana hamd edip, seni noksan sıfatlardan tenzih edenlerden kıl! Senin emirlerine veya dostlarına karşı kibirli olmakdan sana sığınırım ve ilave olarak:

Allahım beni rızan uğrunda gözyaşı döken ve sana karşı huşu gösteren kullarından eyle, diye dua eder. (İhya ül Ulum tercümesi, c. 1, s,783.)

Bir defa Muaz bin Cebel radıyallahu anh'ı ağlarken gördüler ve niçin ağladığını sordular. Buyurdu:

- İnsanlar iki grubdur. Biri cennetlik diğeri cehennemlik. Acaba ben hangisinden olacağım diye ağlıyorum.

Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh hazretleri sabahlara kadar gözyaşı döker, ümmeti müsliminin afvı için dua ederdi.

Hazreti Ebu Musa el-Eş'ari radıyallahu anh buyurur: Ey insanlar ağlayınız! Şayet ağlayamıyorsanız ağlar gibi olunuz. Zira cehennem halkı, göz yaşları bitinceye kadar ağlarlar, ondan sonra kan ağlarlar ve öyle olur ki, kan deryasında gemiler yüzdürülse yüzebilir.

Allah için göz yaşı akıtan üç bahtiyar bilirim:

Biri ilk intisab ettiğim, Gümüşhaneli kolu meşayihinden Hacı Hasib Efendi hazretleridir. Gönlü mahzun gözü daima yaşlı idi. Halim, selim ahlakı hamide sahibi idi. Onu gören ilk bakışda Cenab-ı Hakk'ı hatırlardı. Şüphesizki Allah'ın has veli kullarındandı.

İkincisi; Kırşehirli Hacı Kamil Efendi (Halk onu Ağlar Baba) deye isimlendirirdi. İki gözü iki çeşme idi, sohbetlerin başından sonuna kadar gözlerinden şakır şakır yaşlar akardı.

Üçüncüsü muhterem pederim Hacı Ahmed Efendi idi. Hicaz sülehasından alim kamil, Türk muhibbi, sahibi edeb Cafer Fakih Efendi'yi her ziyaret et-tiğimde hasbihal arasında buyururduki:

- Pederinizi çok severdim, Mescidi Nebeviye girip çıkıncaya kadar hep ağlardı, hep ağlardı.