Gıybetçilerin, yahud, itikadî konularda yanlış görüşe sahib olanların sözlerini kesmek, tashih etmek, nezaketsizlik değildir, bilakis istikametdir. Dînî vazifedir, adalettir.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, hakka tecavüz etmedikçe kimsenin sözünü kesmez, hakka tecavüz edince de, ya onu men ederek sözünü keser veya o meclisden kalkıp giderlerdi.
Nezaket hususunda ölçülü hareket edilmelidir. Muhatabım yaşça benden büyük, ben onun sözlerine nasıl karşı gelebilirim, yahud da dinlemez isem bana darılır gibi boş mülahazaları bırakmak lazımdır.Hakikati gizleyip de tasdik manasına devamlı başını sallayanlar hiç şüphe yok ki gıybette müsavidirler. Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri buyurdular ki:
"Mirac gecesi göklere çıkarıldığım zaman bir gurub insan gördüm. Göğüslerinden etleri koparılarak, lokma lokma ağızlarına veriliyordu. Bu sırada kendilerine şu sözler söyleniyordu. Kardeşlerinizin etlerinden yemekde olduğunuzu yiyin!... Ben bu manzarayı görünce "Ya Cebrail kimdir bunlar?" diye sordum. Cevaben dedi ki:
- Bunlar senin ümmetinin gıybet edenleridir. Cabir ve Ebu Said rivayet ederler:
Hace-i Kainat efendimiz hazretleri buyurdular:
-Gıybetden sakının, muhakkak gıybet zinadan daha kötüdür. Zira kişi zina eder, sonra tevbe ederse Allah tevbelerini kabul edebilir. Halbuki gıybet edeni, hakkında gıybet ettiği kişi afvetmedikçe Allah da afvetmez.
Bursa'da, Uludağ eteklerindeki muhterem Üstazımızın devlethanelerinde idik. Üç kişi İstanbul'daki bir kişinin aleyhinde konuşuyor, yani gıybetini yapıyorlardı. Fakir de , görüşlerine kalben iştirak etmiyor isem de sükut ediyordum. (Bu hareket, yersiz ve hatalı idi)
Çok alçak sesle konuşulmasına rağmen, keşfen bu hale muttali olan muhterem Üstazımız hazretleri yatak odalarının kapısını açtılar, koridoru geçerek bulunduğumuz odanın kapısını tıklattılar. Kapı açıldı, gadablı bir halde, gıybet edilen şahsın ismini zikrederek, "yoksa o buraya mı geldi?" buyurdular. Hiç oturmadan tekrar yatak odalarına çekildiler.
Kendileri gıybet kokusundan o kadar kaçınırlardı ki bir defa olsun "bu zat şu zattan daha bilgilidir, daha faziletlidir. Şu şahsın seviyesi şu şahıstan daha düşükdür. Şu eser şu eserden daha kıymetlidir, daha üstündür" gibi kıyaslamalar dahi yapmazlardı. İcabında "şu eserleri okuyunuz, istifade edersiniz" buyururlardı.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:
- Müslüman kardeşin hakkında, onun hoşlanmadığı bir şekilde konuşduğun zaman gıybet etmiş, onu çekişdirmiş olursun, buyurmuşlardır.
Bilhassa kalblerine, dillerine, kulluk vazifelerine, Allah dostları, arifler, sadıklar, gönül ehilleri hakim olurlar. Dili işletmek pek kolay olması bakımından nefislerinin de yardımı ile gıybet etmekde zahiren fazla bir güçlük yoktur. Sakız çiğneme ne kadar zor olsa bile sakızı bir türlü ağzından atamadığı gibi, gıybete mübtela olanlar da bir türlü gıybeti terk edemezler. Gıybet, zamanımızda diyanetin, Allah bilgisi ve Allah korkusunun azlığı dolayısıyla en fazla rağbet gören manevî hastalıkların en kötülerindendir. Kurtulmak için hem iradenize sahib olmak, salihlerle, iyilerle ihtilafı çoğaltmak, sohbetlerinde bulunmak lazımdır. "Estaizübillah ve Hüve maakum ey ne ma küntüm", ayetinin manasını bilen kişi daima uyanık olur. Allahü Teâlânın murakabesinde olan kişinin, her hal ve hareketi, edeb üzere Rabbımız zülcelal vel kemal hazretlerinin rızasına muvafık olur. Hafif, yersiz hareketlerden çekinir. Sebebsiz yere ayak ayak üzerine atarak, gerilerek, yatarcasına oturamaz, aşırı dünyayı sevenlerden, gıybetçilerden aslandan kaçar gibi kaçar. Çünkü insan istese de istemese de görüştüğü kimsenin halini giyer yani onun huyu ile huylanır. Bunun çaresi seherlerde üşenmeyip, kalkıp bir mikdar teheccüd namazını, müteakip ısrarla:
"Yarab! beni daima rızan olan işlerde bulundur. Masiyet işlemekden, bilhassa gıybetçilik, cimrilik, kincilik, hasedcilik ve aşırı dünya muhabbetinden muhafaza eyle" diye ısrarla dua etmelidir. Çünkü çok abidler vardır ki, dünya muhabbeti dolayısıyla, dünya menfeatı dolayısıyla haksızlığı irtikab ederler.
Yerinde, zaruret halinde, bir kötünün kötülüğünü, başkalarına zarar vermemesi için, ifşa etmekde bir sakınca yoktur. Bilen kimse zaruret halinde bunu gizlerse mes'ul olur.
Mesela bir kişi diğeri ile ortak olmak istiyor, halbuki o ortak olmak istediği adam, bir kaç kişinin malını yemiş, bunu gizlemeyip, sorulduğunda hakikati söylemek lazımdır. Şayet sorulan şahıs istikamet üzere ise "çok dürüst ve ticarî muamelesi çok temizdir, çok iyidir" demelidir.
Yahud da bir kıza talib olmak isteyip, bizden bilgi istediğinde, evvela o kızın meziyetlerini saymalı, hırsızlığı, ahlaksızlığı varsa onu da gizlememeli, çünkü soran itimat ediyor, bize düşen hakikati gizlemeyib doğruyu söylemektir.
Bu sırlar da mahrem olarak yalnız sorana söylenir; etrafa yayılırsa bu hareket gıybet cinsinden olur.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:
-Fasık hakkında bildiklerinizi söyleyiniz, insanlar ondan sakınsınlar.
İsa aleyhisselam İblis'e tesadüf eder. İblis'in bir elinde bal vardır, diğer elinde de kül. Hazreti İsa sorar:
- Ey Allah düşmanı! Bu bal ve kül ile ne yaparsın?
İblis cevab verir:
- Bu balı gıybet edenlerin dudaklarına sürerim. Taki gıybet etmekde daha ileri gitsinler. Külü de yetimlerin yüzlerine sürerim, ta ki herkes onları hakir görsün.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz!
- Bir kimse, kardeşinin ırz ve şerefini, gıybet edene karşı müdafaa ederse, Allahü Teâlâ kıyamet gününde, o kimseyi cehennemden uzaklaştırır.
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri şöyle buyuruyor:
-Biriniz diğerini gıybet etmesin, sizden biri ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Elbette bundan ikrah ederdiniz. O halde Allah'dan korkunuz. Allah tövbeleri kabul eder, çok esirger. (Hucûrat, ayet 12) Allahü Teâlâ buyurur:
-İnsan, iyi fena bir söz söylemez ki, yanında onu zabt ve tesbit için amade bir murakıb bulunmasın. (Kaf, ayet 18)
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurmuşdur. Ebû Hüreyre'den:
- "Allahü Teâlâ'ya ve ahiret gününe iman eden kimse, hayır söylesin ve yahut sussun."(Buhari, Müslim)
Ebû Musa radıyallahü anh şöyle rivayet etmiştir:
- Ya Resülullah hangi müslümanlar daha faziletlidir? diye sordum. Resûlü ekrem.
- "Elinden ve dilinden müslümanların salim kaldığı kimsedir" buyurmuşdur. (Buhari, Müslim)
Gene buyurmuşlardır ki Ebû Abdurrahman Bilal b. el. Haris el Müzena'dan:
- Bir kimse Allah'ın sevdiği bir sözü söyler de, o söz ile Allah'ın rızasına ulaşabileceğini zannetmez. Halbuki Allahü Teâlâ, o hayırlı söz sebebiyle kıyamete kadar o kimseden razı olur.
-Bir adam vardır ki, Allah'ın gazabını mûcib bir söz söyler ki, o sözün kendisini Allah'ın gazabına ulaştırabileceğini zannetmez. Halbuki Allahü Teâlâ o kimseye, o kötü söz sebebiyle kıyamete kadar buğz eder. (İmamı Malik, Tirmizi)
Ebû Hüreyre radıyallahü anh'den: Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem
- Gıybet nedir? diye sordu. Ashab;
- Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler.
- Kardeşini onun hoşlanmadığı bir vasıf ile zikir ve tavsif etmendir, diye tarif etti.
- Kardeşimde dediğim vasıf varsa ne buyurursunuz, denilmesi üzerine...
- Eğer dediğin vasıf varsa işte o zaman gıybet olur. Yoksa ona bühtan ve iftira etmiş olursun, buyurdu. (Müslim)
Ukbe b. Amir radıyallahü anh anlatıyor:
- Ya Resülallah kurtuluş yolu nedir, diye sordum.
- Dilini (aleyhine çıkacak sözlerden) muhafaza et. Evin ile meşgul ol. Günahına ağlayarak nedamet et, buyurdu. (Tirmizi)
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri Musa aleyhisselam'a buyurdu:
-Gıybet edib tevbe eden kimse, cennete en son girecekdir. Gıybet edib, tevbe etmeyen kimse, cehenneme en önce girecektir.
Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurur.
-Kıyamet günü bir kimsenin sevab defteri açılır. Ya Rabbi dünyada iken şu ibadetleri yapmışdım. Sahifede bunlar yazılı değil, der. Onlar defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterine yazıldı, denir.
Kıyamet günü bir kimsenin hasenât defteri açılır. Yapmamış olduğu ibadetlerini orada görür. Bunlar seni gıybet edenlerin sevablarıdır denir.
Gene buyurdular:
- Bir kimse için söylenen kusur, onda varsa bu söz gıybet olur.
Yoksa bühtan, yani iftira olur.
Bir gurup insan seferde bulunuyordu. Aralarında Selman Farisi radıyallahü anh da bulunuyordu. Bir yerde konakladılar. Bu arada Selman Farisi radıyallahü anh uyuyakalmıştı. Diğerleri çadırları kurdular, yemekleri hazırladılar. Aralarında şöyle bir konuşma oldu:
- Şu Selman da, kurulmuş çadıra ve pişmiş yemeğe konmak istiyor, dediler. Sonra Selman Farisi hazretleri uyandı. Ona "Resülullaha git de biraz yiyecek versin." dediler. O da isteklerini Resûlü Ekrem efendimize arz edince; Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular.
- Git onlara, katıkla ekmeklerini yemiş olduklarını söyle.
Selman Farisi radıyallahü anh bu sözleri gidip onlara nakletti. Onlar da bu sözlerin bir hikmeti vardır deyerek Fahri Kainat efendimize gelip sordular.
- Ya Resülallah biz bir şey yemedik. Buyurdular.
- Ben yediğiniz etin kırmızılığını ağzınızda görüyorum. Arkadaşınız uyurken onu çekiştirdiniz. Siz murdar bir eti yemek ister misiniz? dediler.
- Hayır ya Resülallah. Buyurdular:
- Murdar eti yemekten tiksindiğiniz gibi, gıybet de etmeyiniz. Müslüman kardeşlerinizi çekişdirmeyiniz. Zira, şüphesiz ki müslüman, kardeşini çekişdirirse onun etini yemiş olur.
Fudayl b. lyad kuddise sirruh buyurur:
- Gıybetimi yapan düşmanım, dostumdan daha faidelidir. Çünkü onun sevabları bana yazılmaktadır.
Müslümanlar hakkında hiç bir dedikoduyu dinlemek muvafık olamaz. Söz taşıyan, dedikodu, gıybet yapan ise fasıkdır, günahkardır.
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
-Söz taşıyan Cennete giremez, buyurmuşlardır.
Bir kimseyi senin yanında kötüleyen, bilmelidir ki o huy onda olduktan sonra, seni de başkası yanında kötüler. Bu ahlakdaki insanlardan daima uzak durmaya çalışmalıdır.
Aişe radıyallahü anha bir kadın için "uzun dillidir" (bir rivayete göre kısa boyludur) demişti. Buna cevaben; Resülullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:
-Gıybet ettin, o kimseden helallik iste, buyurdu.
Bir hadisi şerifte buyuruldu ki:
-Bir kimse bir kimseyi gıybet ederse, Allahü Teâlâ'dan ona afv ve mağfiret dilesin. Bir hadisi şerifte buyuruldu ki:
-"Gıybet edeni Allahü Teâlâ on şeyle cezalandırır:
1.Rahmetinden uzak eder.
2.Meleklerden uzak eder.
3.Taatini, iyiliklerini yok eder.
4.Resülullah'ın ruhunu ondan çevirir.
5.Allahü Teâlâ ona gadab eder.
6.Ruhu teslim olurken, onu baş aşağı eder.
7.Kabir azabı şiddetli olur.
8-Ölüm zamanında amellerini sevapsız bırakır.
9.Cehenneme yakın eder.
10.Cennetten uzak eder.
İbrahim Düssûki kuddise sırruh buyurur:
-Herkim gıybet ederse, sevabı gıybetini ettiği kimseye gider, günahı da kendisine gelir, dîni hüküm budur. (Tabakatü'l Kübra)
Veheb b.Mekkî kuddise sırruh buyurur:
-Bence gıybet yapmamak, kainatın yaratılmasından, yok olacağı güne kadar, onu ve onda olan herşeyi Allah yolunda sarf etmiş olmaktan daha iyidir.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:
- Kim ki herkese gıybet ederek ve fena lakap takarak ölürse kıyamette, burnu ile iki dudağı arasına damga vurulur. (Ramuz'el-Ahadîs)
Süleyman bin Cabir Radıyallahü anh der ki:
- Ya Resûlallah bana, beni koruyacak bir şey öğretiniz, dedi:
Buyurdular ki:
-Kendi kovandan, başkasının kabına su doldurmak olsa bile iyi işi küçük görme, müslüman kardeşine (karşı) doğru ol, yanından kalkınca gıybetini etme.
Katade Radıyallahü anh buyurur:
- Kabir azabı üç kısımdır: Üçte biri gıybet, üçte biri söz taşımak, koğuculuk, üçte biri de insanın elbisesini sidikten korumamasıdır.
Bir domuz, İsa aleyhisselamın yanından geçti. İsa aleyhisselam;
- Selametle geç, buyurdu.
Yanında bulunanlar.
- Ya Rûhullah! Domuza böyle söylenir mi? dediklerinde
-Dilimi iyilikten başka bir şeye alışdırmak istemiyorum, buyurdu.
Bir kimse Hasan Basri'nin gıybetini yapmıştı. Bundan haberdar olan Hasan Basri kuddise sirruh hazretleri o kimseye bir tabak hurma gönderdi ve :
- Duydum ki ibadetlerini bana hediye etmişsin. Ben de karşılık olarak bir şey vermek istedim. Ancak bu kadar hurmam vardı. Hepsinin karşılığını veremediğim için özür dilerim, dedi.
Fudayl b. İyaz kuddise sirruh buyurur ki:
- Her şeyin bir ön hazırlığı vardır. İbadet ehli arasına karışmanın ön hazırlığı da gıybeti terktir.
Şeyh Sadi Şirazi hazretleri, talebelik yıllarında hocasına "Filanca arkadaş beni çok kıskanıyor, Hadislerin manalarını daha iyi anladığımı görünce, hasedinden adeta çatlıyor" der.
Hocası ise Sadi'ye şu cevabı verir:
"Haklısın, ama adam çekiştirmenin iyi bir şey olduğunu sana kim söyledi? Eğer o kıskançlık yüzünden cehenneme girecek ise, sen de adam çekişdirdiğin için onunla orada beraber olursun...
Dehkak Bin Kays hazretleri'nin kıymetli sözlerinden: -Şerefli kimse hain olmaz... Akıllı kimse yalan söylemez. Mü'min gıybet etmez. Babalar oğullarına güzel ahlakdan daha üstün miras bırakamazlar. Sultanın dostu olmaz... Yalancının vefası olmaz.