Edeb Örnekleri

Edeb Örnekleri

Muhterem Pîr Efendimiz Es'ad Erbili kuddise sirruh hazretleri latife (şaka) ye müsait olan ihvanı ile latife ederlermiş.

Halbuki muhterem Sami Ramazanoğlu üstazımız kuddise sirruh hazretleri hiç latîfe etmezlerdi. Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri zamanın insanlarına göre terbiyeciler, mürşidler göndermişdir. Zaman gelir, ruhanî zevkler azalır, yenilen şüpheli gıdalar sebebiyle akla kara ayırd edilemeyecek hale gelir.

Latîfe edildiğinde, onu ciddiye alır, sevinir veya üzülür.

Birisine bir söz söylersiniz ki, o söz mahremdir, gizli tutulması icab eder, bu söz ona ihtar mahiyetindedir veya tebşiratdır, o bunu anlayamaz, önüne gelene söyler, ifşa eder.

Gene bir söz söylersiniz ki bunu gizlemeyip, onu duyurulması lazım olan yerlere muhakkak suretde duyurması icab eder, o bunu aksine gizler, ketmeder bu suretle emaneti yerine getirmemiş olur.

Böyle bir devirde nasıl latife yapılır? Fakir, bazı neş'eli günlerimde bazı yakınlarıma latîfe yapmak istedim, hiç anlayamadılar, ciddiye aldılar.

Kıymetli Hocam Mahmud Yazır efendi: "latîfe latif gerek" tabirini sık sık kullanırlardı.

Resûl-ü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri ara sıra ashab ile latîfe ederlerdi.

Bunu hüccet alıp da kalp kırıcı, yerinde olmayan şakaları terk etmelidir. Ama yerine göre nezaketli mubahaseler meclise neş'e, huzur ve canlılık verir.

Muhterem üstazımız için hangi yemeği severler hangisini sevmezler, söz konusu olamazdı. Önüne konulan ister kuru ekmek olsun, ister büyük ihtimamla yapılan yemekler olsun, onun için müsavi idi. Allah'ın nasip ettiği her yemeği büyük bir şükür ve huzur içinde yerlerdi. Besmele ile başladığı yemekde lokmaları çok küçük alır ve iyice çiğnerlerdi.

Şam'da idi. Garibin birisi bizleri yemeğe davet etdi. Zavallı adamcağız yetiştirip önümüze bir yemek koyamadı. Ayrıldığımızda pek muhterem üstazımız o kimseye tekrar tekrar teşekkür etmişlerdi. Hep bağışlama, hep bağışlama, hep hoş görme meşrebinde idiler.

Bayram ziyaretlerine hep beraber gidildiğinde aradan bir sene geçtiği için yol tayininde hepimiz tereddüd ederdik. Halbuki muhterem üstazımız hazretleri, buradan doğru gidip sağa yahud sola dönelim diye o hususta da bizlere rehberlik, kılavuzluk ederlerdi.

Bazı kimseler zannederler ki, Hak dostları gönüllerini Mevlaya verdikleri için, dünya işlerine akılları ermez. Halbuki onlar Cenab-ı Hakk'ın nuruyla beslendikleri için, dünya gözlerinin önüne serilidir. Unutmak, dalgınlık gibi noksanlıklar onlarda görülmez. Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri Hayy'dır, Kayyum'dur. Bu güzel sıfatları ile mukarrebîn kullarını tezyin etmişdir. Nitekim rehberlerimiz olan ashab-ı kiram hazaratında ve mürşid-i kamilde atıllık, dalgınlık diye bir şey yokdur. Zahiren bugünkü harb okulları, mülkiye, iktisat okulları yokdu. Ona rağmen Cenab-ı Hakk'a bağlılıkları sayesinde, sahasına göre adaletli devlet reisliği, sırasına göre ordu kumandanlığı, hulasa üzerlerine aldıkları her vazifeyi kolaylıkla ifa etmişler, hem de bariz, gözle görünür, hatalar işlemeden üzerlerine aldıkları vazifeleri suhûletle yerine getirmişlerdir.

Bu, salikler için üzerinde durulacak mühim bir hususdur. Hak yolunda olan seyr-u sülûk erbabının Cenab-ı Hakk'ın kendilerine bahşettiği ihlas ve kabiliyet nisbetinde, zeka, görüş ve hattu hareketlerinde inkişaflar olur.

Bu yolda hizmet ettiklerini zanneden kimselerin kısmı azami bu hususu kavrayamamaktadır.

Halbuki Hak hizmetinde olanlar islamî incelik ve edebleri bilmeleri lazımdır, yani Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin ahlakı, adabı ve sünneti seniyyesini iyice bilmesi ve nefsinde tatbik etmesi lazımdır. Büyüklerimizden birisi:

"Yolumuzda edeb, hizmetden evvel gelir" buyurmuşdur.

Meselâ Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve selem efendimiz mühim şeyleri üç kerre tekrar ederlerdi.

Halbuki bugün ister mühim ister mühim olmayan her sözü üç beş kere tekrar etmek zorunda olduğumuz halde hiç kimsenin kulağına gitmemektedir. Sebebi ise islamî nezaket ve terbiyeden mahrum olduğumuzdandır.

Meselâ hergün görüşdüğünüz bir dostunuzu size: "efendim şu efendi şu zatdır," diye takdim ederler ki bu bağlı oldukları kimsenin ne olduğunu bilmemek ve anlayamamakdan ileri gelir. Bu gibi uykudaki kimseler nasıl terakki ederler?

Ahmed b. Hadraveyh kuddise sirruh:

"Allah'ın her an kendisiyle beraber olmasını isteyen kişi sadakat yolunu seçsin, çünkü Cenab-ı Hakk sadıklarla beraberdir." buyurmuşdur.

Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:

"Doğruluk iyiliğe götürür" buyurmuştur. Mürid mutlak suretde, mal ve mevkiden, mahlükatın etkileyici tesirlerinden çıkmak ve nazarı bunlardan çevirmek zorundadır. Ta ki bunların esasını iyice öğrensin. Mürid için en faydalı şey nefsini tanımak, ihlas ve sadakatını artırmak olmalı ve huzuru ilahi'de olduğunu bilerek edebi muhafaza etmelidir. İstediği kadar şeyhinin etrafında dolaşsın, beraber yesin, içsin, yolculuklar yapsın kafi değildir.

Niceleri vardır ki uzak gibidir, gönül alemleri oturmuş olduğu için hakikat aleminde yakındırlar. Anlayışlı olup bu hususları kavramak lazımdır.

Zeyd b. Eslem:

- Sadakata sarılan kimse sağlam kulpa sarılmıştır, buyurmuş.

Zünnûn Mısrî kuddise sirruh:

- Allah'ın yeryüzünde dokunduğu her şeyi kesen bir kılıcı vardır. O da Sıdk'dır", buyurmuşdur.

Hubb-u riyaset sevdası en kötü huylardandır. Böyle olan kimseler, sıdk ve ihlas kokusunu alamazlar. Kendilerim kamil gördükleri için fitne çıkarmağa cür'et ederler.

Kıymetli yiğenim anlatıyor:

"Bir gün üstazımızın hizmet sırası bize nasib olmuşdu. Muhterem efendimiz aile fertleri ile bir yerden dönmüşlerdi. Uludağ yolu üzerindeki devlethanelerine geldiğimizde, arabadan indiler. Muhterem validemiz dahil, hane halkını teker teker içeri aldılar, sonra kapıyı kapatıb, dönüb yanıma geldiler ve tekrar tekrar teşekkür etdiler."

Ne kadar islamî adab mevcüd ise, hepsi devlethanelerinde tatbik edilir, yaşanırdı.

Fakir, muhterem validemizin evladı mesabesinde olduğum halde hep vasıta ile konuşurlardı. (Ömer bey, Mahmud bey gibi)

Muhterem okuyucularımız! Ehli irfan için bundan alınacak çok ibretler ve dersler vardır. Hanenin başkanı olan bir insan en ufak hususlara dahi dikkatli olursa, Allah Tealanın yolunda oldukları için o ailede huzur, neş'e eksik olmaz. Güller, sünbüller, menekşeler, her türlü çiçekler, kokular ıtırlar biter. Cennet hayatına daha dünyada iken kavuşulur. Bir insan İslamiyete insaniyete ne kadar yararlı olursa olsun, aile nizamını ihmal ederse bir noksanlık üzerindedir. Her fert evvela kendinden sonra ailesinden, daha sonra çoluk çocuğunun terbiyesinden, daha sonra diğer yakınlardan mes'uldür.

Kulluk vazifelerimizi yerli yerinde bilerek, ihlasa müstenid bir şuur içinde yapmalıyız. Allah Teala hazretlerini hakkıyla bilen zihnini, kalbini boş, faidesiz şeylerle meşgul etmez. Böyle olunca da vasıflı bir kul olur. Bazı aile reislerinin nazarları insanlara karşı olduğu için daima onlardan iltifat beklerler.

Meselâ "komşumuz çok nazik ve kibardır. Bize karşı da saygılıdırlar, o bize ailesi ile beraber geldiğinde, ayrı olarak oturursak onu üzmüş oluruz, hep beraber oturursak bir sakınca yoktur." kanaatini yürütürler.

Böylece ahmakça hareketle, Cenabı Hakk'ın rızasını, kulun rızasına tercih ederler. Böyle şaibeli kulluk yolunda olanların tesettürleri, namazları diğer ibadetleri olsa da, semere alamazlar.

Çünkü yarım insandırlar, yüz tane yarım insanı toplasanız, bir insan etmez, çünkü her hareketleri istikrarsızlık içindedirler. Bugün ak dediklerine, yarın kara diyebilirler. Çünkü iman-ı hakiki kalplerine tam olarak yerleşmemiştir.

Bunların yapacakları, hatalarını bilip, nadim olmak, istiğfar etmek ve salihlerin, sadıkların peşini bırakmamak ve onların nasîhatlerinden istifade etmek olmalıdır. Muhammed Bahaüddin Nakşbend kuddise sirruh: "Bizim yolumuz sohbet yoludur" buyururlardı.

Sohbet, mü'minler, salikler arasındaki ülfeti samimiyet sevgi ve muhabbeti kuvvetlendirir. Allah dostları ile sohbet son derecede faidelidir. Hatta salih kimselerin yüzüne bakmak bile insana huzur verir. Sıkıntısı, üzüntüsü bertaraf olur. Kederli kimse ile haşir neşir olan mahzun olur. Neş'elilerle ülfet eden de mesrur olur.

İnsan "gördüğü iyi ve kötü her şeyle ünsiyet edebilme kabiliyetinden dolayı" bu ismi almışdır... Ülfet ve sevgi ünsiyeti daha da artırır. İlim, hilm, tasfiye görmüş, vefakar ve güzel ahlak sahibi kimselere yakın olmak ganimetdir. Onlarla ünsiyet kurmak, Allah ile ünsiyete vesiledir.

Allah Teala'nın rızasını kazanmak için yapılan sohbetlerde, fuzuli sözler edilmez. Çünkü bu manevî feyz-i ilahinin nüzul etdiği manevi sofralardır. Bu sofraya giriş edeb ile çıkış da edeb ile olursa istifade edilmiş olunur. Dünya kelamına yer verilmez. Ayet-i kerime ehadis-i şerife ve ashab-ı kiram ve evliyaullah'ın menakıbları, güzel halleri ve nasihatları okunur. Meclisde kıraeti düzgün bir kimse mevcud ise onun aşr-ı şerif okumasıyla başlanır.

Bu sohbetleri dinleyen can kulağı île yani her türlü karanlıktan kendini muhafaza ederek dinlerse, hem hal, hem kal sahibi olmuş olur. Yazıb çizmeden, kalem mürekkeb kullanmadan alim olur. Çünkü diğeri kitab ve defterde kalır. Bu ise dimağda, hafızada kalır. Bu davranışlar sonunda dinleyen bilgi sahibi olur. Fakat alim olduğunu kendisi de bilmez ve böyle bir iddiada bulunmaz.

Sohbetlere saatinde başlayıp gene vaktinde bitirmek gerekir. Lüzümundan fazla uzatmak muvafık değildir.

Sohbet ayrılışında nasıl ki, insan yabancı bir memleketde olsa ve oranın lisanını bilmediği için, işini bitirdikten sonra oradan sessizce ayrıldığı gibi hal hatır sormadan "Esselamü aleyküm" demek kafi gelir. Çok kimseler bu hususa dikkat edemezler. Aldıkları feyz ve huzuru hemen kaybederler. Yani elleri boş dönmüş olurlar.

Salikler gece evradlarına devam etmekle beraber sohbetlerini de ihmal etmemelidirler. Sohbet diğer yapılan zikir ve evradın mütemmimidir, denilmektedir. Yani diğer ibadetlerin tamamlayıcısı manasınadır. Sohbetlerde, dünya kiri ve muhabbeti gönülden çıkar. Onun yerini Allah ve peygamber sevgisi doldurur. Orada bulunan kimseler geldiğinde ne kadar yorgun ve neş'esiz olsalar da, meclisden ayrıldıklarında ne yorgunluk ne neşesizlikleri kalır. Çünkü gönlünden dünya kederi ve yorgunluğu çıkmış, yerine Allah, peygamber sevgisi yerleşmiştir, dinçdir, huzurludur.

Muhterem üstazımız Mahmûd Sâmi kuddise sirruh hazretlerinin Anadolu'dan gelen her müntesibine ilk sualleri:

"Nasıl, sohbetler yapılıyor ve adabına dikkat ediliyor mu?" olurdu.

Hem sohbet yapılan hem de adabının gereği yerine getirilen sohbetlerin tadı, zevki tarif edilemez. Çünkü orada bulunanlar huzur içine dalarlar. Bilhassa sohbet eden selahiyetli bir kimse olursa. Onun tasarrufu ile dinleyenler arasında birbirlerine karşı sevgi, saygı, samimiyet, hülasa her türlü tecelliler zuhur eder. Bunun zevkini alan kimse işini gücünü, ailesini, çoluk çocuğunu ihmal ederse hataya düşer ve günahkarlardan olur.

Rabbımız Teala ve Tekaddes Hazretleri cümlemizi ince görüş ve feraset sahibi kullarından eylesin! Amin.