Çocuk Terbiyesi-2

Çocuk Terbiyesi-2

Ticaret hayatında da, ticari muamele ve kaidelere riayet edilmelidir. Bunun da ana unsuru istikametdir. Ufak veya büyük bir menfaat temini için verilen sözden rücu etmek (dönmek) büyük günahlardandır. Bu gibi kaypaklıklar Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin gazabına sebeb olur. Söz ağızdan çıkdıktan sonra dönüş olmaz.

Herhangi bir hususda karar verirken, iyice düşünmeli, ondan sonra karar vermelidir. Bütün hataların menbaı acelecilikdir.

Mutabakata varıldığında iki şahid huzurunda bir kağıd üzerine tafsilatlı bir şekilde kaydedib, iki taraf ve şahidler onu imzalamalıdırlar. Bu Cenab-ı Hakk'ın emridir. Sure-i Bakara'da uzun uzun tafsilat vardır. Borçlu borcunu gününde ödemeli, fırsat bilip de maddi bir menfaat temini için geciktirmemelidir.

Borçlu günü geldiği halde malî sıkıntıya düşer ise alacaklı, alacağını tehir ederse, büyük bir iyilikde bulunmuş olur.

Hülasa ticaret adabını iyice öğrenmeden ticarete başlamamalıdır. Çok iyi insanlar vardır ki, ticaret adabını tam manasıyla bilmedikleri için, ihtilafa düşerler, eski samimiyet ve sevgilerinin yerini düşmanlık alır.

Et-Tearruf şerhinde der ki:

"Bu taifenin sözleri fazla remiz ve işaretdir. Çünkü, onların sözlerinin çoğu alem-i gaybdan haber mahiyetindedir. Alemi gaybden konuşmak ise remz ve işaretsiz olmaz. İlimde esas, malum ve zahirdir.

Fakihler ilmi şeriatten bahsederlerken nasıl "Şu lafız dostlarımızın şu hususdaki mezheble-rinin çoğu olduğuna delalet eder" diyorlarsa ve ilmi zahirin nasıl kendilerine göre ıstılahları var ise, ilm-i ahval olan batın ilminin kendine göre remz ve işaretleri vardır. Üstelik haller amellerin neticeleridir.

Ameli doğru olmayan kimse hal ehli olamaz. Burada amelin manası şeriatı ayakda tutmak, halin manası da sırrı temizlemekdir. Adaba kim, daha çok riayet ediyor ise batın safasına, yani iç temizliğine en çok nail olan odur. Görmez misin ki, peygamberler hazeratı batın temizliği cihetiyle bütün halkdan üstündürler. Çünkü zahirde de şeriat adabına riayet etmekdedirler. Şeriat, her an adabı gözetmekdir. Batının sıhhati, Hakk'a yakınlığına yol açar. Kimin edebi fazla ise onun Hak Teâlâ hazretlerine yakınlığı fazladır.

Rabbani alim Muhammed bin Hasen eş-Şeybanî kuddise sirruh -ki imam-ı A'zam Ebu Hanife hazretlerinin ikinci talebesidir- ibadetleri tasnif eden bir kitab te'lif etmişdi. Ona:

- Zühde dair de bir kitab te'lif etmeyecek misiniz? diye sordular. Cevaben:

- İşte kitabu'l-büyûu (yani alış-veriş ahkamını) tasnif etdim, dedi. Ona:

- Namaz ve oruç zühde büyu'dan (alış-veriş ilmi) daha yakındır, dediler. Cevaben dedi ki:

- Hata ediyorsunuz, bütün zühdün esası helal lokma yemekdir. Eğer bir kimse müslü-manlıkdaki alış-verişin ahkamını bilmezse harama düşer.

TAHSİL

Tahsil hususuna gelince:

Çocuklarımızı muhakkak yüksek tahsil hususunda zorlamamamız gerekir.

Çok kimseler evladlarının okuma kabiliyetleri olmadığı halde, acaib duyguya kapılarak emsalinin nazarında küçük görülmek vesvesesi ile ısrarla çocuklarını fakülte mezunu yapmak peşindedirler. Böyle olunca, çocuk bin bir türlü iltimas temini ile diploma alıyor amma bilgisiz olarak.

Halbuki bazı çocukların sanatkar olmağa istidadları vardır. Bunları sanat okullarına vermeli ve sanatkar olarak yetişmesine yardımcı olmalıdır. Çünkü memkeletimizde mesela makine mühendisi gibi pek çok ahbablarımız yıllarca iş bulamadıkları için ya bir sanatkarın maaşından daha aşağı bir aylıkla iş buluyorlar veyahud da ticarete atılıyorlar.

Tarihçi, edib, mütefekkir İbnü'l-Emin Mamhud Kemal İnal, asabiyyül mizac bir şahısdı. Öfke ile şu kelimeleri sık sık tekrarlardı:

- Allah Allah! Hep okumak hep okumak, herkes okuyacak da diğer zümre ne yapacak? Memleketde aradığımızda işimizi gördüreceğimiz bir san'atkar bulamıyoruz.

Particilik gayreti ve halka hoş görünmek gayesiyle hemen hemen her vilayetde üniversite açılmaktadır. Lüzumlu olanı ilave etmeli, olmayanı kafi görmeli. Memleketimiz cidden kısa bir zamanda her bakımdan büyük devletler seviyesine ulaşmışdır. Çevre yolları, barajlar ve emsali büyük çaptaki tesisler... Evvelce küçücük çaptaki barajlar için yabancı memleketlerden mütehassıslar sevkedilirdi. Halbuki Urfa'da tamamlanan o muazzam barajda hep Türk mühendisleri çalışmışdır. Hatta evvelki sene o muazzam eseri görmek nasib oldu. Üst seviyedeki mühendislerle görüşdük, hepsi de nazik, bilgili insanlardı. Bizlere hayli izahat verdiler. Bu muazzam tesisde kullanılan malzemeler hakkında öyle astronomik rakamlar söylediler ki insan havsalası almaz. Halık Teâlâ hazretleri bu muazzam eseri, düşmanların şerrinden muhafaza eder de, güzel güzel semereler alınır inşaallah. Bilhassa dünyanın her tarafından devlet adamları, sefirler gelmiş ve bu başarı karşısında hayretlerini gizleyememişler. Hatta bir İngiliz mühendis piposunu yakmış ve saatlerce bu muazzam, muhteşem eseri mebhut bir halde saatlerce seyretmiş.

KIZ çocuğu - ERKEK çocuğu

Bazı kimseler dünyayı kendilerine zehir ederler. Allah Teâlâ hazretlerine bağlılıkları zayıf olduğu ve hikmet sırlarını bilmedikleri için daima huzursuzdurlar. Rabbımızın bize ihsan etdiği zahiren aleyhimize dahi görünse hemen kabullenmemiz lazımdır. Ebu Hureyre radıyallahu anh'ın haber verdiği bir hadis-i şerifde:

-İçinizde kız çocukları olan her eve, hergün gökden on iki rahmet iner ve meleklerin o evi ziyareti hiç kesilmez, her gece gündüz anne ve babalarına bir senelik ibadet sevabı yazarlar, buyuruldu.

Çocuk erkek olsun, kız olsun Allah vergisidir. Dilediğine erkek, dilediğine kız, dilediğine her ikisini de verir. Dilediğine hiç birini vermez. O kullarının halini en iyi bilicidir. Onlara en iyisini vermekdedir. Herkese en uygun ve faideli olanını vermekdedir. Nitekim Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri Şura Süresi 49. ve 50. ayetlerinde şöyle bildirmektedir:

"Bütün göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediği kimseye kız evlad verir, dilediği kimseye de erkek evlad verir. Yahud da o evladları erkekli dişili ikizler halinde verir. Dilediği kimseyi de kısır bırakır. Muhakkak ki, O alimdir, her şeyi bilir, kadirdir, her şeye gücü yeter."

ŞERİATA UYGUN YAŞAMAK

O halde baba, çoluk çocuğu ile iyi geçinmeli. Şeriata uygun yaşamalı (şeriat, Cenab-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'deki emirlerini ve yasaklarını yerli yerinde tatbik etmekdir). Onları cahil bırakmamalı. Onlara dinden, kendileri için lüzumlu olan iman, tevhid, namaz, abdest, gusl, oruç gibi bilgileri öğretmelidir. Bunun için çocuğu ilk mektebe göndermeden bunları tamamlattırmalıdır, sonraya bırakmak uygun değildir. Daha olmazsa yedi yaşına gelince birinci sınıf imtihanı verdirerek doğrudan doğruya ikinci sınıfdan başlar ve sene kaybı da olmaz. Hanımına da hayz ve nifas bilgilerini iyice öğretmelidir. Çünkü bu en önemli konulardandır. Kendisi de bu hususda bilgi sahibi olmalıdır. Zira bu konuda bilgisizlik, fesada, yanlış işler yapmağa sebeb olur. Dinin temeli namazdır. Namazın temeli de taharettir, temizlikdir. Taharet tamam olmazsa, namaz da dürüst olmaz.

Helalzade olan çocuk, baba ve annesinin hayz bilgilerini bildiği çocukdur. Çünkü kadın hayızlı iken, onunla birleşmek haramdır. Buna helal deyen kafir olur. Zamanımızda çok kimseler bunu bilmiyorlar. Allahü Teâlâ Tahrim Süresi 6. ayetinde: "Ey mü'minler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyunuz." buyuruyor.Ateşten korumak kulluğa ait bilgileri bilmek ve yapmakla olur. Kadınların da kocalarının rızasını gözetmeleri, lüzumsuz şeyler istememeleri gerekir. Bütün yuvaların yıkılmasına bu sebep olmaktadır. Onların fakirliklerine sabretmeleri lazımdır ki, ahiret hatunu Hz. Fatıma radıyallahu anha ile bulunsunlar.

İMAM-HATİP öğrencisi

Çocuklarımızın, tahsileri hususunda İmam-Hatib Liselerini tercih etmeliyiz. Burada yetişen gençler manevi bir hava içinde ilim ve itikad bakımından kuvvetli oldukları için, hangi fakülteye girerlerse girsinler muvaffak oluyorlar, hiç sınıfda kalmadan yüksek tahsillerini yüksek puanlarla, halk çocuğu tevazuu ile dünyevi ve uhrevi ilimlerle mücehhez olarak ikmal ediyorlar.

Yatılı bazı okullarda, çok çeşitli leziz yemek verildiği öne sürülerek dar görüşlü bazı kimseler tek bu hususu ölçü aldıkları için evladlarını oralara veriyorlar. Böyle yetişen gençler kendilerinin imtiyazlı bir zümreden oldukları kanaatine sahib oluyorlar. Büyüdükleri zaman halk seviyesine inip onlarla ülfet edemiyorlar, kaynaşamıyorlar, sevemiyorlar ve sevilemiyorlar. Halbuki İmam Gazali hazretleri bu görüşün tersine olarak "Çocuğun dili açılmaya başlayınca ilk sözü Allah olmalıdır. Bunu çocuğa sık sık tekrar ettirmelidir. Çocuğu süslü elbiseler giymeye, tatlı yemeklere alıştırmamalıdır. Sonra bunlardan ayrılmaz. Ömrünü böylece geçirmeye sarfeder. Çok yemeyi de gözünde ayıb göstermeli. Hatta ara sıra sırf ekmek yedirmeli. Hatta onları terbiye bakımından leziz yemeklere alışan çocuklarla görüştürmemelidir", buyuruyorlar.

Prof. Dr. Ayhan Songar Beyefendi diyor ki:

İmam-Hatib çıkışlı kaç tane hekimin ihtisas, doçentlik imtihanını yaptım ve profesörlük jürilerinde bulundum. Bu pırıl pırıl gençlerden bir tanesi geçende bulduğu bir cerrahî metodla dünya çapında haklı bir şöhrete kavuşdu.

Bugün hayatımı yeniden yaşasa idim, lise tahsilimi İmam-Hatip okulunda yapar, çocuğu-mu şerefle, iftiharla o okula gönderirdim.

Bu okullar çocuklarımıza din ağırlıklı genel lise tahsili vermekdedirler. Ve geçdiğimiz yıllar göstermiştir ki ondan sonraki meslek seçimlerinde İmam-Hatip mezunları daima en başarılı kimseler olmuşlardır. Meslek olarak İmam-Hatiblik başka, böyle bir okulu bitirmek ve sonra istediği mesleğin tahsiline devam etmek başka. Ben bir vatandaş olarak bir takım duygularımı dile getirmek ve okuyucularınım bazı tereddütlerine tercüman olmak istedim. Burada Allah'ın emirlerini öğrenip hayatını ona göre tanzim eden, Allah'dan korkmağı hayat felsefesi haline getiren bu insanlardan ülkemize ancak faide gelir. Siz bakmayın koparılan yaygaralara. Sonra unutmayın ki bu dinin sahibi bizzat Allah'dır. Ve onun hükmüne karşı gelmeye kimsenin gücü yetmez. "La galibe illallah... Allah'dan başka galib yoktur" (l Nisan 1991, Türkiye Gazetesi)

RESULÜ EKREM VE ÇOCUKLAR

Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem çocukları çok severdi.

Enes b. Malik radıyallahu anh buyurur:

- Resûlullah, çocuklara karşı insanların en şefkatlisi idi. Abdullah bin Ömer radıyallahu anh. Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin torunları Hasan ve Hüseyin için:

- Dünyadaki iki reyhanım benim, buyurduğunu bildirir.

Enes bin Malik radıyallahu anh da: Onları koklayıp bağrına bastığını ve onlara dua ettiğini bildirir.

Üsame b. Zeyd radıyallahu anh ise:

- Resûlullah beni bir dizine, Hasan b. Ali'yi de öteki dizine oturtur, sonra ikimizi birden bağrına basar ve:

- Ey Rabbim, bunlara rahmet et, ben bunlara karşı çok merhamet duyuyorum, buyururdu. Şüphesiz ki Resûlullah efendimizin sevgi ve şefkati yalnız kendi torunlarına karşı değildi. Şöyle buyururdu:

- Küçüklerine şefkat göstermeyen bizden değildir. (Ebû Davud, Edeb 68)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi sellem, kız-erkek ayırmaksızın çocuklara karşı olan sevgi ve şefkatini çok çeşitli şekillerde ve her fırsatta en nezih şekilde göstermiştir. Anne, baba ve büyükleri daima çocuklara karşı hassas ve anlayışlı olmaya davet ve teşvik etmiştir.

Muhtelif sahabilerce verilen haberlere göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, çocukları kucaklar, müsaid yerlerinden öper, okşar, bineğine alır, selam verir, gönüllerini alır, hastalandıklarında ziyaretlerine gider, şakalaşır, onlan eğlendirir, omuzuna, sırtına bindirir, onları asla azarlamazdı. Hatta sevmek için kucağına aldıkları zaman, üzerine akıtsalar bile kızmazdı. Bu vaziyette, başkalarının da çocuğa müdahale etmelerini kabul etmezdi.

Yusuf b. Abdillah b. Selam radıyallahu anh anlatır ki:

- Çocukluğumda Resûlullah beni Yusuf diye isimlendirdi, kucağına aldı ve başımı okşadı.

Abdullah b. Büsr:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yemek ikram ettiklerini, yemekden sonra adeti üzere, hane halkına dua buyurduğunu, sonra da başını okşayarak bu çocuk bir asır yaşayacak, buyurduğunu, haber vermişdir.

Abdullah b. Cafer radıyallahu anh buyurur:

- Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem seferden dönerken ben, Hasan ve Hüseyin'den biri ile karşılamaya çıkardık. O da kendisini ilk karşılayanı önüne, diğerini de arkasına bindirir, Medine'ye kadar öylece getirirdi.

Enes b. Malik radıyallahu anh anlatır:

- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Esslamü aleyküm ya sıbyan - selam size ey çocuklar" diye selam verdiğini, çok sevdiği kuşu ölmüş olan bir çocuğu ise - Ya Eba Umeyr, küçük kuşun ne oldu?" diye hatırını sorduğunu, onu üzgün görünce de teselli ettiğini nakleder.

Mahmud b. Rebi' anlatır:

- Kendisi henüz beş yaşlarında iken, peygamber efendimizin bir kovadan ağzına su alarak üzerine püskürttüğünü söyler. Bu, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin çocuklarla şakalaşmasının bir örneğidir.

Ya'la b. Mürre de

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir davete giderken çocuklarla oynamakta olan torunu Hüseyin'i götürmek istediğini, fakat Hüseyin'in, dedesini görünce kaçmağa başladığını, ve Resûlullah efendimizin onun arkasından çocuk gibi sağa sola sallanarak koştuğunu anlatır. (İbni Mace, Mukaddime 11)

Ebu Hureyre radıyallahu anh:

Torunlarından birini öpen sallallahu aleyhi ve sellemi görünce Akra bin Habis'in

- Benim on çocuğum var hiç birini öpmedim, dediğini

Resûlullah'ın ona:

- Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz. Cevabını verdiğini belirtir. Ayrıca, Medineli bir zatın:

- Benim bir oğlum var, buluğ çağına geldi, hala onu bir defa olsun öpmüş değilim dediğini Sallallahu aleyhi ve sellemin ona da:

-Allah merhameti kalbinden söküp atmışsa, ben ne yapayım? (Bunda benim günahım ne?) buyurduklarını, kaydeder. Ayrıca Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem çocuklarına ihtimam gösteren anne ve babaları da över, takdir ederdi.